Bakırlı Şaban Efe, Çakırcalı''dan ve Kara Ali''den evvel dağlara çıkmış bir şaki idi. Otuz sene devlet kuvvetlerine karşı durdu. Bazen iki arkadaşıyla, yüz kişilik jandarma müfrezesini tarumar ettiği oldu. Bazen tek başına o dağdan bu dağa geçtiği duyulurdu. Köylüler onu korkulu bir muhabbetle severlerdi. Çünkü zengin ve kuvvetlilere karşı bîaman, zayıf ve fakirlere karşı himayekârdı...
Bakırlı Şaban Efe tövbe ettiği zaman elli yaşındaydı. Ancak bu yaşta evlendi ve bir oğlu dünyaya geldi. Tam yirmi yıl unutmuş ve unutulmuş bir halde uslu uslu köyünde yaşadı ve bir kahvenin çınarı altında gâh nargile çekti, gâh hatıra anlattı, gâh uyukladı...
Oğlu askerden kaçmıştı!
Oğlu askerden kaçıp da dağa çıktığı gün, yetmiş yaşında, ak sakallı, sönük gözlü, yarı kamburlaşmış bir ihtiyardı. Evet, kendisine oğlunun askerden kaçtığı haberi verilmişti! O anda gayri ihtiyari elini silahlığına götürdü ve yerinden davrandı. Uzun müddet bu vaziyette, hareketsiz, sessiz kaldı. Fakat silahlığı da, kemeri de boştu. Sonra birden: -Yalan söylüyorsunuz. Mustafa bunu yapmamıştır, diye kükredi âdeta. Dediler ki: -Yalan olamaz, biz tam yerinden duyduk. Üç gün oluyor, jandarmalar takibe çıktılar. Eli silahlığının yerine titreyen Bakırlı Şaban Efe, kısık bir sesle: -Nasıl olmuş, anlatın bakalım, dedi ve dizlerinin bağı çözülmüş gibi yığıldı kaldı. -Bir gece kışlanın kapısında seninki nöbetçiymiş. Diğer ikisi, Kasabalı Hafız''ın oğlu ile Narlıcalınınki, gündüzden edindikleri kurşunları ceplerine ve koyunlarına doldurmuşlar ve seninkine demişler ki; "haydi bakalım düş önümüze" O da zaten birkaç gün önceden haberliymiş, ovaya doğru çıkıp gitmişler... Firar ettikleri sabah Doğanlar yolu üzerinde üç çiftçinin cesedi bulundu. Bunlardan ikisi ölmüş, diğeri de can vermek üzereymiş. Asker kıyafetinde üç kişinin onlara ateş ettiklerini ve atlarını alıp gittiklerini söyleyip ölmüş!..
"Keşke şehid olsaydı!"
Bakırlı Şaban Efe: -Yeter, yeter diye bağırdı ve sendeleye sendeleye eve gitti. Karısı onu, suratı kıpkırmızı ve titrer bir vaziyette görünce: -Aman Efem, sana ne oldu böyle, diye bir çığlık attı. -Duydun mu, Mustafa... dedi ve gerisini getiremedi. Boğazı hıçkırıklarla doldu.
-Söyle şehid mi olmuş? -Keşke öyle olsaydı deli kadın, keşke öyle olsaydı. Kaçmış, askerden kaçmış ve cinayet işlemiş. Ah yüz karası rezil ah! dedi ve minderin üstüne yığılıverdi...

