Tanzimat devri devlet adamlarından Hüsrev Paşa sinirli ve hırçın tabiatlı biriydi. Sık sık çevresindeki, emri altındaki kişileri azarlar, kırardı. Tam, Sadrazamlık makamına tayinini ümidle beklediği günlerde, öfkeli bir anında uşağını ağır bir şekilde azarlar, hakarette bulunur. Uşak: "Artık bu kadarı da fazla" diyerek alıp başını gider... Bunu duyan uşak simsarları hemen Hüsrev Paşa''nın konağına damlarlar. Hüsrev Paşa aradığı uşakta bulunmasını istediği nitelikleri sıralamaya baslar:
"Dikkat ederiz Paşam!" - Benim huyumu biliyorsunuz, bana buna göre bir uşak bulacaksınız. Bulacağınız uşak öyle zır cahil olmasın. Az çok okuma yazma bilsin, biraz mürekkep yalamışlığı olsun. - Bulacağımız uşağın böyle biri olmasına dikkat ederiz Paşam. - Bulacağınız uşak hoşsohbet, nüktedan biri olsun. Biraz halden, dilden anlasın. Yorgun ve sıkıntılı zamanlarımda beni eğlendirsin. - Bas üstüne Paşam... - Biraz hesap kitaptan da anlasın. - Peki Paşam.
"Sadrazam yapacakmış" Bu konuşma sırasında orada bulunan devrin tanınmış şairi İzzet Molla dayanamayıp söze karışır: - Paşam, sizin aradığınız gibi birini haşmetli padişahımız da arıyormuş. Paşa merakla sorar: - Ya öyle mi, ne yapacakmış acaba? - Şayet böyle birini bulabilirse Sadrazam yapacakmış.

