Kayınvalidesiyle sohbet eden gelin hanım birden irkildi: -Kapı çalınıyor ana!
-Üstüme iyilik sağlık, bu saatte kim ola ki! -Belki Hasan''dan bir haber geldi, içim öyle diyor, yetiş ana! Gelinin bu sözü üzerine Zeynep Kadın telaşla yerinden fırladı ve sokak kapısına koştu. Gelen, köyün ihtiyar zaptiyesi Osman Efendi idi.
-Osman efendi, mektup mu var? -Evet, fakat doğrudan sana değil, hele azıcık mescide kadar gel, sana söyleyeceklerimiz var.
"Ana kimmiş gelen?" Zeynep Kadın, Osman Efendinin bu şekilde çağırışından az çok kara bir haberin kokusunu almakla beraber, metanetini kaybetmedi. Fakat ortalığı da telaşa vermedi. Çünkü gelini dokuz aylık hamileydi ve evin iç kapı eşiğinde, karanlıkta onları dinliyordu.
-Ana kimmiş gelen, ne varmış? -Kötü bir şey yok, Osman Efendi gelmiş, mektup var diyor. Mescide kadar gidip imam efendiye okutacağız. Hemen üzerine bir şeyler alıp evden çıktılar...
Biraz sonra köyün küçük mescidinde idiler. İmam efendi evvela kemal-i dikkatle zarfın üstünü okudu. Şöyle yazıyordu: "Aydın Vilayeti dahilinde Karaağaç kazasına bağlı Çınarlı karyesinde Zaptiye Çavuşu Osman Efendi eliyle Merhum Musa Kahya''nın haremi Zeynep Hanıma mahsustur..." -Mektup kimden hoca efendi, aman imzaya bak, mektup kimden? Diye inledi Zeynep Kadın.
İmam Efendi mektubu yavaş yavaş ve süze süze, içinden okudu. Zeynep Kadının sabrı tükeniyordu:
"Hasan şehid olmuş" -Aman hoca efendi söyle ne olmuş? Hasan''dan mı? Hoca efendi ağır ağır başını kaldırdı ve: -Hasan... Evet Hasan... Şey... -Eveleyip geveleyip durma şunu doğruca söyle hoca efendi? - Şey... Zeynep Kadın, Hasan... Hasan şehid olmuş, sizlere ömür!.. Böyle bir haber karşısında, Anadolu kadınının nasıl metanet gösterdiğini görelim yarın da...

