Sultan Ahmed Han, Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerine bir hediye sunmak istiyordu. Bir gün kendisine uygun gördüğü bir hediyeyi Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerine gönderdi. Ama o mübarek, kabul etmedi. Şüphesiz bu kabul etmeyiş, sultana karşı bir tavır anlamına gelmiyordu. Genelde din büyükleri prensip olarak hediye kabul etmezdi. Bu; büyük insanların dünya malına hangi gözle baktıklarını, başkaları için ulaşılmaz sayılan şeylerin nazarlarında hiçbir değer taşımadığını ifade etmenin bir yoluydu...
"O öyle bir okyanus ki!" Sultan Ahmed Han, Hüdayi hazretlerinin kabul etmediği hediyeyi yine bu devrin büyüklerinden Abdülmecit Sivasî''ye gönderdi. Sivasî hazretleri hediyeyi kabul etti. Kendisine, padişahın aynı hediyeyi Aziz Mahmud Hüdayi''ye sunduğu ama kabul etmediği de hatırlatıldı. Sivasi Hazretleri bu söz üzerine şöyle buyurdu: "Hüdayi hazretleri bir karga değildir ki leşi kabul etsin!"
Aziz Mahmud Hüdayi''ye de "Sizin kabul etmediğiniz hediyeyi Sivasî kabul etti" dediler. Onun cevabı da şöyle oldu: "Onun için hiçbir mahzuru yoktur. Çünkü o öyle büyük bir okyanus ki, bir parçacık çamurun kendini bulandırmayacağını bilir!.." Ne diyelim, büyüklerin sözleri, sözlerin büyüğüdür...
"Bizi seven boğulmasın" Bir gün padişah, Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinden dua ister. Mübarek ellerini açar ve şöyle dua eder: "Ya Rabbi, bizi sevenler, denizde boğulmasınlar, ihtiyarlıklarında muhtaç olmasınlar, imanlarını kurtararak ölsünler ve öleceklerini bilsinler!"
(Âlimler ve evliyâ zatlar bu duânın kabûl olduğunu, bu yola mensup kimselerin hiç denizde boğulmadıklarını ve pekçok kimsenin de vefât günlerine yakın, öleceklerini haber verdiklerini bildirdiler...) Bizi bizden çok düşünen böyle bir zat hiç sevilmez mi, türbesi ziyaret edilmez mi? Bu mübarek, Üsküdar''da kendi adını taşıyan "Aziz Mahmud Hüdayi Dergâhı"nın bahçesinde medfundur...

