Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
İran’ın en güçlü silahı: Zaman...
0:00 0:00
1x
a- | +A

İran, başından itibaren süreci zamana yayma stratejisini benimsedi. Çünkü biliyor ki acele eden bir liderin -özellikle Trump gibi- sinir uçları en çok “zaman” üzerinden tahriş edilir.

Biraz açalım…

Daha önce de sıkça vurguladığım gibi, ABD başkanı için hızlı, sonuç odaklı ve düşük maliyetli netice esastır. Bu nedenle kısa vadeli kazanımlar Trump açısından başarı olarak görülür. İran konusunda “hesabı tutturamadı” yorumlarının yaygınlaşmasının sebebi de tam olarak budur.

Peki İran ne yapıyor?

Gözlemlediğim tablo şu: İran, en başından itibaren uzun vadeli bir planlama üzerine hareket etti... 12 günlük savaş sürecindeki performansı -hatta yer yer “başarısızlık görüntüsü”- aslında bu stratejinin bir parçasıydı. İran, bilinçli şekilde “kısıtlı imkânlara sahip” bir görüntü verdi. Bugün bunu daha net okuyabiliyoruz...

Öte yandan İsrail ve Netanyahu uzun süredir İran’ı doğrudan savaşa çekmeye çalışıyor. Hatırlayın; İsrail, İran’ın elçiliği dâhil olmak üzere kırmızı çizgi sayılabilecek hedefleri vurdu. Bu açıkça planlı bir provokasyondu.

İran zarar gördü, altyapısı hedef alındı. Ancak süreç, ABD ve İsrail’in arzu ettiği noktaya evrilmedi. Çünkü İran, tıpkı Rusya gibi, oyunu zamana yayarak oynuyor.

Acele eden Trump-Netanyahu ikilisinin hata yapma ihtimali arttıkça, İran kendini daha meşru ve desteklenir bir konuma taşıyor; karşı taraf ise giderek yalnızlaşıyor...

İran’ın “satranç kabiliyeti”, sabra dayalı stratejileriyle her geçen gün daha da kıymet kazanıyor.

Bu arada İran’ın arka planda destek bulduğunu da göz ardı etmemek gerekir. Çin resmî olarak mesafeli duruyor, Rusya ise açık destek vermiyor gibi görünse de, sahadaki gelişmeler farklı bir tabloya işaret ediyor.

Gelelim İran’ın zamana yayma stratejisinin temel dinamiğine…

İran yıllardır ekonomik abluka altında. Bu nedenle refleksleri, olumsuz şartları absorbe etmeye dayanıyor. Yani “kaybedecek bir şeyi yokmuş gibi” davranırken, aslında bu şartları fırsata çevirmenin yollarını arıyor.

Trump ve Netanyahu için durum böyle değil.

İşte fark burada. Ve bu fark, taraflar arasındaki derin uçurumun temel nedeni.

İsrail’in hedefi açık: Topraklarını genişletmek ve yeni dünya düzeninde Orta Doğu’nun “patronu” olarak masaya oturmak.

Trump’ın ise zamanı yok. ABD iç siyasetinde sıkışmış bir tabloyla karşı karşıya. Ayrıca savaş süreçlerinde hızlı ve kesin sonuçlara alışkın. Ancak İran dosyasında bu kısa vadeli başarıyı elde edemiyor. Bu nedenle attığı adımlar da sınırlı ve temkinli kalıyor.

Öte yandan ABD-Çin rekabeti derinleşirken, yorgun bir ABD profili ortaya çıkıyor. Buna karşılık Çin; sessiz, sabırlı ve uzun vadeli bir strateji izliyor.

İran da hesabını tam olarak bu denge üzerine kuruyor.

Direndikçe ABD’nin yıpranması, Çin açısından hesaplı bir süreç anlamına geliyor. İran için ise bu zamana yayma stratejisi, uzun vadeli bir kazanım olarak görülüyor.

Kısacası…

İran zamandan korkmuyor. Çünkü “ıslanmışın yağmurdan korkusu olmaz.”

Trump için zaman daralırken, İran için zaman çalışıyor...

Trump kısa vadeli kazanım peşinde koşarken, İran uzun vadede kazanan olmanın hesabını yapıyor. Bu süreçte Çin de kendi lehine fırsatları büyütüyor.

Bu durumda görünen şu: En ağır silah zamandır…

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…