Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Büyük güçler ve Türkistan denklemi
0:00 0:00
1x
a- | +A

Gözler küresel paylaşım mücadelesine çevrilmişken, orta vadede Türkistan hattının nasıl bir rol üstleneceği sorusu giderek daha fazla önem kazanıyor. Hatta ben meseleye biraz da tersinden bakmak istiyorum. Birkaç gün önce medyada, Taşkent sokaklarında Özbekistan Silahlı Kuvvetleri’nin görkemli geçit törenini izledim.
Özellikle Emîr Timur dönemini hatırlatan kıyafetler dikkatimi çekti.
Elbette özüne dönüşün verdiği gurur kıymetlidir. Ancak ben bu görüntünün yalnızca kültürel bir mesaj taşımadığını düşünüyorum.
Bana göre bu tablo, Türkistan hattında şekillenmekte olan yeni dönemin işaretlerini de barındırıyor.

Konjonktürün yansıması mı, yeni cephe mi?

Türkistan hattında savunma, savaş ve asker merkezli bakış açısının giderek güçlenmesini yalnızca mevcut konjonktürün doğal bir sonucu olarak mı değerlendirmeliyiz?
Yoksa orta vadede Türkistan, birilerine karşı savunma ya da cepheleşme hattına mı dönüşüyor?
Çünkü dünya yeniden şekilleniyor ve Türkistan, oluşmakta olan yeni küresel denklemde stratejik odak noktalarından biri hâline geliyor.
Bunun nedeni açık: Coğrafi konumu, enerji yolları, tarihî mirası ve taşıdığı jeopolitik potansiyel, Türkistan’ı büyük güç rekabetinin merkezlerinden biri yapıyor.
Bu noktada şu soru önem kazanıyor: Çin-İngiltere hattı nasıl bir gelecek projeksiyonu tasarlıyor?

Peki bu paylaşım sürecinde, Türkistan coğrafyasına tarihsel perspektifle bakan Rusya ve Türkiye nerede duruyor?

Dahası da var…

Türkistan’ın kendi içindeki devletlerin ve halkların geleceğine dair nasıl bir stratejik yaklaşımı bulunuyor?
Bir tarafta Türk Devletleri Teşkilatı üyeliği, diğer tarafta Avrupa Birliği ile yeni ilişkiler kurma çabası; öte yanda Rusya ve Çin ile ortak projeler…

Böylesine karmaşık bir denklem içinde “denge politikası” tek başına yeterli olabilir mi?

Güç savaşlarının merkezinde bir savunma kalkanı

İngiltere’nin Türkistan’a bakışını gayet iyi anlıyoruz.
Çin’in ise Türkistan istikametine sessiz ama istikrarlı biçimde genişlediği açıkça görülüyor.
Ve elbette siyasi-askerî ağırlığıyla Rusya faktörü ortada duruyor.

Peki Türkiye’yi kendisine güvenlik kalkanı olarak gören Türkistan nasıl bir denge kurabilecek?

Ve Emîr Timur dönemini çağrıştıran kıyafetler ile yükselen yeni savaş anlayışı neyin habercisi?..

Bütün bunlar üzerine şimdiden düşünmek zorundayız.

Türkistan’ı askerî merkez hâline getirmek isteyen güçleri, “kimin kime karşı ittifak kurduğu” sorusu üzerinden okumamız gerekiyor.

Millî kimlik, Türkistan için son derece önemlidir.
Hatta bu uyanışın coğrafyanın geleceği açısından faydalı olduğu da açıktır.

Ancak dikkati çeken başka bir mesele daha var: Yeni dünya düzeni planlamasında Türkistan, hangi güç blokunun yanında konumlandırılmak isteniyor?

İngiltere-Çin hattı kadar; ABD ve Rusya hattı da önemlidir.
Rusya bu coğrafyada nasıl bir Türkistan tasavvur ediyor?

Türk dünyası üzerine kurulan ittifakların, Rusya karşıtı bir yapı olmadığı konusunda Moskova’nın ikna olması gerekiyor.
Zira Türkiye’nin de Türkistan’daki Türk devletlerinin de böyle bir hedefi yoktur.

Ancak algı operasyonlarına baktığımızda, Türkistan hattına yönelik farklı yorumların özellikle devreye sokulduğunu görüyoruz.
Bu durumun iyi niyetli olmadığı açıktır.

Batı akıl hocalığına karşı doğru anlatı

Türkistan hattına baktığımızda Türkiye’nin amacı nettir: Tarihî bağları yeniden güçlendirmek, uzun vadeli ekonomik kalkınmayı desteklemek ve ortak bir gelecek tahayyülü inşa etmek.

Bu coğrafyanın tarihini, sosyolojisini ve dengelerini göz ardı eden okumalar ise kaçınılmaz biçimde yanlış sonuçlara yol açacaktır.
Özellikle Rus entelektüel çevrelerine Türkiye-Türkistan hattını doğru anlatmak büyük önem taşımaktadır.

Çünkü Batılı kaynaklar üzerinden yapılan analizlerin, çoğu zaman yanlış algıları beslediği görülmektedir.

Türkiye ve Türkistan…

Türkiye, yeni yüzyılda İslam coğrafyasında daha etkili bir aktör olma yönünde ilerlemektedir.
Türkistan merkezli İslam, kültür ve mefkûre anlayışı Türkiye açısından vazgeçilmez bir odaktır.

Ancak bunu yaparken Türkiye’nin neyi temsil ettiği doğru anlatılmalı, doğru anlaşılmalıdır.

Rusya içindeki siyonist odakların ve Anglosakson ittifak uzantılarının anlamaya çalıştığı Türkiye-Türkistan hattını doğru okumak zorundayız.

Neden mi?

Çünkü fitne ve fesadın tarih boyunca nasıl acı sonuçlar doğurduğunu unutmamamız gerekiyor.

"İnsanı yaşat ki devlet yaşasın"

Türkiye’nin yeni yüzyıldaki hedefi açıktır: Kendisini doğrudan hedefe koymayan hiçbir güce düşman olmaz...

Türkistan hattındaki gelişmeleri takip ederken, aralarında husumet bulunan güçlerin bu coğrafyayı kendi hesapları için kullanmak isteyebileceğini göz ardı etmemeliyiz.

Türkistan’ın geleceği; ilim, irfan, kalkınma, refah, insan hakları ve özgürlükler üzerine inşa edilmelidir.
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” anlayışı temel esas olmak zorundadır.

Türkiye’nin bu coğrafyaya yönelik perspektifi de tam olarak budur: Yeni küresel sistemde güçlü kalmak, masada etkili olmak ve Türkistan’daki akraba toplulukların kendi öz değerleriyle varlık göstermelerini sağlamak…

Çünkü doğru anlaşılmanın yolu, doğru anlatmaktan geçer...

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…