Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
İngiltere-Çin-İran hattı
0:00 0:00
1x
a- | +A

Yeni bir dünya düzeni uğruna verilen mücadelelere tanıklık ediyoruz. Önümüzde, ezberleri bozabilecek ölçüde farklı ve karmaşık bir tablo var. Bu süreçte İngiltere’nin sessizliği yanıltıcı olabilir. Çin meselesine bakarken gölgedeki İngiltere’yi görmezden gelenler çıkabilir; ancak bugün dünyada şekillenen yeni güç dengesi içerisinde aslında ABD ile İngiltere arasındaki derin rekabete de şahitlik ediyoruz.

Bu tabloyu anlayabilmek için siyasi tarihe dönüp bakmak gerekir. İkinci Dünya Savaşı’nı hatırlarsak, bugün yaşanan birçok gelişmeyi daha doğru okuyabiliriz. Hitler, Avrupa’da birçok ülkeyle saldırmazlık anlaşmaları yapmıştı. Aynı şekilde Sovyetler Birliği ile de resmî bir saldırmazlık paktı imzalamıştı. Ancak Hitler’in sonraki adımları, bütün bunların yalnızca "taktiksel bir süreç" olduğunu ortaya koydu.
Bugün de benzer şekilde, Amerikan Başkanı Donald Trump’ın Çin ziyareti sonrası kullandığı yumuşatıcı ifadeler, ABD ile Çin arasında büyük bir hesaplaşmanın yaşanmayacağı anlamına gelir mi? Asıl soru budur. Çünkü meseleye stratejik açıdan baktığımızda şunu sormak gerekir: ABD küresel aktörlük iddiasından gerçekten vazgeçecek mi? Çin-İngiltere hattına dünyadaki etki alanlarını bırakacak mı?..

Amerikan hegemonyasının ciddi ölçüde güç kaybettiği artık daha net biçimde görülüyor. Buna karşılık Amerika içindeki siyonist ve evanjelist yapılar, mevcut düzeni korumak adına yoğun bir mücadele yürütüyor. Bu nedenle bugün dolaşımdaki birçok ezber, gerçeği tam anlamıyla yansıtmıyor.

Öte yandan İsrail ve Binyamin Netanyahu meselesi çözülmeden, Amerika’nın yeniden uluslararası itibar kazanıp kazanamayacağı da önemli bir tartışma başlığıdır. Bu sorunun cevabı birçok kişi açısından nettir: Hayır... Netanyahu’nun uluslararası hukuk önünde hesap vermesi ve bunun için Amerika’nın da çaba göstermesi olmadan, Washington’un küresel etkisini yeniden tahkim etmesi kolay görünmemektedir. Bunu yalnızca dışarıdan bakanlar değil, Amerika içinde gören ve değerlendiren çevreler de mutlaka vardır.

Bu nedenle İngiltere-Çin-İran hattına dikkatle bakmak gerekir. Daha önce de vurguladığımız gibi İran, aslında ABD-Çin rekabetinin merkezindeki ana aktörlerden biridir. Dolayısıyla gelişmeleri değerlendirirken "gölgedeki" İngiltere faktörünü küçümsememek gerekir. Aynı şekilde ABD-Rusya ilişkilerini de hafife almak doğru olmaz.

İngiltere’nin, Çin’i koruyacak uluslararası dengeyi oluşturma çabasında olduğu görülmektedir. Ukrayna savaşı da bu bağlamdan bağımsız okunamaz. İngiltere, sürecin yükünü büyük ölçüde üstlenirken ABD’yi siyasi ve askerî olarak sahaya çekmeyi başardı. Ancak bugün Donald Trump yönetimindeki Amerika’nın yeniden esas hedefe odaklandığı anlaşılıyor. İran üzerinden genişleyen gerilim de, İngiltere’nin zayıflamasını istemediği Çin’i koruma refleksi olarak okunabilir.

Karşımızda son derece ciddi bir güç mücadelesi bulunmaktadır. Günün sonunda “kazananlar ligi”ni kimin oluşturacağı sorusu belirleyici olacaktır: ABD mi, Çin mi?

Bu büyük denklem içerisinde Türkiye’nin İslam coğrafyasındaki rolü ve konumu da orta vadede daha belirgin, daha vazgeçilmez bir hâl alacaktır. Bu nedenle yaşanan gelişmeleri değerlendirirken yalnızca günü değil, uzun vadeli stratejik hesapları da dikkate almak gerekir.

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…