Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Medine Nine
0:00 0:00
1x
a- | +A

Bu yıl şubat ayında doksan yaşına girmişti.
Artık gözü
görmüyor, dizi tutmuyordu.
Kırk yaşında eşini kaybettiğinde altı kız, iki erkek yetimle baş başa kalmıştı.
Hayat kimseye gül bahçesi vadetmiyordu ama Medine ninenin payına çok fazla çile düşmüştü.
Ağrı’nın Tutak ilçesinin Alacahan köyünden İstanbul Fatih’e getirildiğinde, kafese konmuş bir aslan gibi hissetmişti.
O zamanlar yetmişli yaşlardaydı.
Devasa şehirde kendi başına gidebileceği bir yer yoktu.
Öğrenebildiği iki mekân dışında.
Cuma günleri, evin sol tarafında dört yüz metre mesafedeki Fatih Sultan Mehmet’in türbesine veya evin sağ tarafında dört yüz metre mesafedeki Yavuz Sultan Selim’in türbesine gidiyordu.

Medine Nine
Başlık ResmiMedine Nine

Medine nine, geçen cumartesi günü ikindi vakti, sürekli oturduğu berjerde, elinde doksan dokuzluk tespih, dilinde tövbe, aklında Alacahan köyünün dereleri… Gözleri dünyaya kapalı, kalp gözü Allah’a açık, hafif mırıltılarla tespihi döndürüp dururken kızının sesini duydu:
- Anne biz alışverişe çıkıyoruz, bir saate geliriz.
“Biz” üç kişiden oluşuyordu. Kızı, damadı ve sekiz yaşındaki erkek torunu…

Bir süre sessizlik olunca
çıktıklarını düşündü.
Fakat tekrar sesler gelince, Medine anne:
- Kızım, bir bardak su
ver de öyle git, dedi.
Suyunu içti.
- Teşekkür ederim, dedi. Hah, bir şey daha söyleyeceğim. Benim yastığımın altındaki altın kesesini de getir, kazağımın iç cebine koy, ne olur ne olmaz.
Medine nine senelerdir altın ve parasını kazağının içine yaptırdığı özel cebe koyup, fermuarını çekerdi.

Akşam aile yeniden bir araya gelince mesele anlaşıldı.
Kızı, damadı ve torunu evden çıkar çıkmaz hırsız girmiş, Medine ninenin istediği suyu vermiş, sonra da yerini ihbar ettiği altınları alıp kayıplara karışmıştı.

Sadık Söztutan'ın önceki yazıları...