Sarıkamış iki şeyle anılır:
“Kedi donduran soğuk” ve doksan bin şehit…
***
Hem Süleyman dededen hem Şakir dededen dinlemiştim.
İkisinin de yaşı yüzün üzerindeydi.
Ve ikisi o olayı birlikte yaşamıştı.
***
Önce tarihin en rezil ve acımasız sayfalarından küçük bir fotokopi:
Sarıkamış ve çevresinde 1915-1920 yılları arasında, özellikle Rus işgali ve sonrasındaki geri çekilme sürecinde, Ermeni çeteleri, Müslüman Türk nüfusa yönelik sistematik katliamlar ve zulümler gerçekleştirdi. Rus ordusu bünyesindeki Ermeni milisler, bölgemiz insanına işkence, tecavüz ve göçe zorlama gibi ağır zulümler yaptı.
***
O zamanlar kırklı yaşlarda olan Süleyman ile Şakir, kar eridiği zaman bizim köyün biraz dışındaki derenin kenarında cesetler görmüşler.
***
“Kimini yabani hayvanlar parçalamış, kimini kuşlar gagalamış… Feci bir görüntü vardı.
Sadece bir askerin vücut bütünlüğü bozulmamıştı. Üzerindeki kıyafeti ve ayağındaki postalları sapasağlam duruyordu. Dedim ki; ‘Şakir, bu insan ölmüş. Biz de fakiriz. Ben bu postalları almak istiyorum.’ Önce itiraz eder gibi oldu. Sonra bana yardıma geldi.”
***
Süleyman ile Şakir, cesetleri toprağa gömmüşler. Fakat askerin postallarını almak hiç de kolay olmamış. İkisi iki ayağına asılmışlar. Uğraşmışlar, didinmişler, yorulmuşlar. Sonunda çıkarmayı başarmışlar.
Ama…
***
“O geceyi unutamam. Yatsı namazını kıldıktan sonra yattım. Rüyamda, postallarını aldığım o asker, sağ elinin işaret ve orta parmağını iki gözüme doğru getiriyor, ‘Postallarımı geri ver’ diyordu.
Uyandım.
Hayır, gördüğüm kâbus yüzünden değil, çalan kapıdan dolayı uyandım.”
***
Gelen, “suç ortağı” Şakir dedeymiş. Şöyle demiş:
“Yahu Süleyman kalk. Ben uyuyamadım. O asker var ya, rüyamda iki parmağıyla gözlerimi oyacaktı.”
İkili apar topar, korkuyla dere kenarına gidip güneşin doğuşunu beklemiş.
Ortalık aydınlanır aydınlanmaz mezarı kazıp, postalları şehidin ayaklarına giydirmişler.
***
Bu olay o zamanlar benim için sadece heyecanlı bir masaldı.
Ama yıllar sonra kıymetli Tam İlmihâl kitabında şu satırı okuyunca kafama “dank” etti:

