Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Küresel güç savaşında Rusya-Çin ortaklığı
0:00 0:00
1x
a- | +A

ABD Başkanı Donald Trump’ın ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in gerçekleştirdiği Çin ziyareti de uluslararası kamuoyunda yakından takip ediliyor.

Putin, 8 ay önce de Çin’e kalabalık bir heyetle gitmişti. Ancak bu kez heyette yer alan isimler öne çıkıyor. Zira söz konusu isimler, Moskova ile Pekin arasında hangi başlıkların masaya yatırılacağına dair önemli ipuçları veriyor.

Putin’in heyetinde kimler bulunuyor?

Başbakan yardımcıları, Rusya Atom Enerji Kurumu Başkanı, savunma ve enerji kurumlarının başkanları, teknoloji kurumlarının yöneticileri, oblast ve eyalet başkanları ve ünlü Rus iş adamları…

Putin, ziyaret öncesinde Çin halkına video mesajla sesleniyor. Çin televizyonları, daha ziyaret başlamadan Putin’in iyi dileklerini yayınlıyor.
Rus medyası ise Çin kamuoyunun ziyarete yaklaşımını yakından takip ediyor. Bu ziyaret Rus basınında geniş yer buluyor.

Pekin’de vatandaşlara mikrofon uzatan Rus medya temsilcileri, Çinlilere Putin hakkındaki düşüncelerini soruyor. Çinlilerin Putin’e bakışı ise genel olarak “iyi bir siyasetçi” şeklinde özetleniyor...

Batı medyasına yansıyan yorumlarda ise Putin’in ziyareti, Trump’ın temaslarıyla bağlantılı değerlendiriliyor. Ancak Kremlin bu iddiaları reddediyor ve ziyaretin önceden planlandığını vurguluyor. Zaten Putin, son olarak 8 ay önce de Çin’i ziyaret etmişti.

Putin, Çin gibi büyük bir pazarı ve ortak ekonomik projeleri son derece önemsiyor. Aynı zamanda çok kutuplu dünya konseptine hazırlık yapıyor ve bunu da her fırsatta dile getiriyor. Konuşmaları ve attığı adımlar bu stratejik yönelime işaret ediyor.
Dolayısıyla burada stratejik ortaklık meselesi öne çıkıyor...

Rusya, küresel yeni sistem içerisinde farklı ve yeni ortaklıklar kurmaya çalışıyor. Rusya-Çin ilişkilerini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

Çin, yeni küresel ekonomik güç olarak doğrudan meydan okuyan bir görüntü vermese de giderek daha belirleyici bir konuma evrildiği tartışılmazdır.
ABD’nin siyaset yapma biçimi ve küresel tavrı da açıkçası bu “ejderhaya” alan açıyor.

ABD, dünyada tek belirleyici güç olmak istiyor; ancak adil paylaşım anlayışını benimsemiyor. Gelinen noktada ise ciddi bir itibar kaybı yaşadığı görülüyor.
İsrail’in vahşetine engel olamaması da Amerikan etkisini önemli ölçüde sarstı. Belki ileride bu eleştirilerdeki hakikat payını daha net göreceklerdir. Ancak bunun için, siyonist etkinin ABD devlet yapısı üzerindeki ağırlığının kırılması gerektiği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Amerikan çıkarları açısından, İsrail lobisinin etkisinden kurtuluşun hayati olduğu düşünülüyor.

Rusya açısından ABD, geleneksel ve tarihsel bir düşman olarak görülmüyor. Aksine Moskova, ilk fırsatta Washington ile ilişkileri yeniden tesis etmek ve bağları düzeltmek istiyor...
Fakat aynı durum İngiltere için geçerli değildir. Rus siyasi hafızasında İngiltere çok daha farklı bir yerde durmaktadır.

Rus tarihinin arka planına baktığımızda bunu görmek mümkündür. İngilizlerin Çarlık Rusyası’nın çöküş sürecindeki rolü, Rus devlet hafızasında derin bir travma olarak yer edinmiştir. Britanya’nın bu süreçte sorumlu görülmesi de Moskova açısından bütünüyle temelsiz kabul edilmiyor.

Bolşevik Devrimi’ne ilişkin yeni belgelerin kamuoyuna açılması da aslında Rusya’nın sürecin arka planına dikkat çekme çabası olarak okunabilir.
Bu nedenle Çarlık sisteminin çöküşü ve Bolşevik Devrimi bile zaman zaman büyük bir projenin parçası şeklinde değerlendiriliyor.

Aslında Ruslarla İngilizler arasındaki tarihî rekabeti ve derin güvensizliği iyi analiz etmek gerekiyor. Bu düşmanlığın kodlarını anlamak önemlidir.

Böyle bakıldığında İngiltere’nin Rusya’nın çevresine kadar uzanma eğilimini; Türkistan, Ukrayna ve Kafkasya hattını nasıl değerlendirmek istediğini anlamak kolaylaşır. Aynı şekilde Rusya’nın neden sert ve hassas refleksler verdiği de daha anlaşılır hâle gelir...

Siyasi olayları sadece takip etmek değil, o olaylardan doğru çıkarımlar yapabilmek de elzemdir. Çünkü siyasi tarih bize yalnızca görüneni değil, arka plandaki süreci de anlatır.
Esas mesele ise bu süreçlerden doğru sonuçlar çıkarabilmektir. Aksi hâlde yeni dönemin siyasal kurgusunu anlamak zorlaşır.

Devletlerin ve medeniyetlerin dayandığı tarihî hafıza büyük önem taşır.
Rusya-Çin ilişkilerini de pragmatik siyasetin bir yansıması olarak görmek gerekir.
Yani uluslararası ilişkilerde kalıcı dostluklardan çok, menfaatlerin belirleyici olduğu yorumu yerindedir.

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…