Osmanlı''nın son devir edebiyatçılarından olan, fakat derbeder ve düzensiz bir hayat sürdüğü için şiirlerini yayınlatamayan, bu yüzden de edebiyat sahasında pek tanınmayan Adanalı Ziya Bey, Afyon Evkaf Müdürü iken, bir gün İstanbul''a gelir. Sirkeci''de, cebi ve midesi boş bir şekilde dolaşmaya başlar...
Artık canına tak etmiş olacak ki, aç karnını düşünmektense, tok karnına başına geleceklere katlanmaya razı olarak bir ciğerciye girip siparişini verir. Güzelce karnını doyurduktan sonra kasadaki adama seslenir: -Bak usta, cebimde tek kuruş yok. Bu durumda herhalde beni bir güzel döveceksin. Hadi elini çabuk tut, şu hesabımı gör de gideyim.
Arkadaşından imdat ister! -Yağma yok, der, kebapçı: Seni dövmekle ne kazancım olacak. Ama mutfağa geç, şu bulaşıkları yıka bakalım. O zaman parasız lokantaya girmenin ne demek olduğunu belki anlarsın... Bu adamdan kurtuluş yok gibidir... Ziya Bey bunu iyi anlayınca hemen kalemini çıkarır ve bir kağıt parçası bularak yazdığı şu beyti, garson yamağına verip, o civardaki otellerden birinde kalan bir arkadaşına gönderir: "Dağladı aşçı diliyle, ciğerim yâresini, Ciğerim pâresi, gel ver ciğerin pâresini" Kendisini çok seven arkadaşı, hemen istenilen parayı garson yamağıyla gönderir ve Ziya Bey de bulaşık yıkamaktan kurtulur...

