Salı akşamı şöyle bir ekranı dolanayım dedim. Baktım CNN Türk'te malum çok "Şirin" bayan özel seçilmiş konuklarıyla ve de özellikle sanki işi bitmiş bir profesörle, AK Parti'yi seçim öncesi sandıklara hile karıştırma alışkanlığı olan bir parti konumuna sokulmasına çanak tutuyordu. Şimdi ben, çok Şirin hatun size bir soru soracağım, yüreğiniz varsa, hem de bir basın mensubu olarak, bunu cevaplayın da göreyim. Sorum şu: "Bu ülkede basında çalışan her türlü fikir işçisinin, yani gazeteci ve televizyoncu, sendikal faaliyetlerine zorla son verdirten gazete patronu kimdir?" Şimdi sizin ekranın da sahibidir kendileri. Detaylar belgelidir... Hadi bakalım AK Parti karşıtları siz de cevap verin de göreyim... Hani şu ülkeyi cennete çevireceğini iddia edenler de, kendilerini pompalayan patronla ilgili soruyu bu soruyu cevaplasın da göreyim.
Hamza Hoca ateşle oynuyor!
Sevgili müdür Ercan; yazıya bu hafta spor dışı girdim beni bağışla... Ama kendimi tutamadım bu defa... Neyse... Galatasaray ara nağmeyi yine lider kapadı. Ve bunu sadece beş kişiyle başardı. Başta kaleci Muslera olmak üzere, Sabri, Hakan, Semih, Melo'yla... Hele hele Hamza Hoca, orta alanı tık nefes olmuş bir takımın, zaman zaman kenardan gelerek topunu dolaştıran, rakipten adam eksilten, oyunun yönünü değiştiren tek adamı Emre'yi dışarı alınca... Bir de Umut eksikti, onu da tamamladı. Vallahi bu yarım takım ve bu hocayla Galatasaray şampiyon olursa, Lucescu'nun şampiyonluğunu bile sollar.
Bilic'e akıl verecek kişi var mı?
İnanabiliyor musunuz, takımı öne taşıyan, araya oynayan, şut atabilen, adam geçebilen Tolgay çıkıyor ve yerine Cenk giriyor... Ersan, neden çıkmaz örneğin? Olcay çıkıyor ve yerine Beşiktaş'ın değil, aslında PTT Ligi'nin futbolcusu olan ve de rüzgârdan sakatlanan Pektemek giriyor. Etti mi üç santrfor... Bilic ne oynardı hatırlamıyorum ama, şayet fiziğine bakılırsa o da santrfor oynayabilir sanki... Bilic şunu biliyor mu; bugün özellikle Avrupa'da bütün hocalar önde ne kadar az adam gösterip rakibin savunmasını tenhalaştırabilirim diye kafa patlatıyor.
Koşun koşun siz de alın!
Umarım yanlış yazmıyorumdur. Galatasaray başkan adaylarından biri, Obama ve Putin'e sarı-kırmızılı formayı giydirecekmiş. Bir diğeri de Çin ve Körfez ülkelerinin sermayesini aktaracakmış kulübe... Eh, bu defa çilek yoksa bunlar var. Takım mı? Vallahi en az altı yedi kaliteli, kariyerli adama ihtiyacı var. Belki de bakarsınız Çin'den, ABD'den, Rusya'dan transfer edilirler...
Bir feci basketbol maçı
Beşiktaş'la Fenerbahçe'nin oynadığı basketbol maçına, iki defa ara veriliyor. On beş, yirmi dakika falan... Sonra bakılıyor ki olmuyor, tribünler boşaltılıyor. Sonra mı? Burası feci... Boş salona iki hakemle dönülüyor. Rüştü Nuran kardeşimiz eve gidiyor. Yahu bu ne biçim iş; bence çiçeği burnunda başkan Harun kardeş? Ya hep çıkarsınız, ya da tatil ettik deyip raporu federasyona yollarsınız....
Şakir ağabey, rahat uyu!
Koca Eczacıbaşı'nın voleyboldaki her şeyi Şakir ağabey, son derece alçak gönüllü, halk adamıydı. Ömrünü neredeyse kadın voleybola verdi diyebiliriz Belki o kuşak değil ama bugünküler hem Avrupa, hem de Dünya voleybolunu kasıp kavurdular... Şakir ağabey sana armağan olsun!
Bu ne biçim hesap Aziz Bey?
Hürriyet'te bir haber vardı geçtiğimiz günlerde... Fenerbahçe, dün amatör olan ama bugün hepsi değme profesyonellere taş çıkaran şubeler için devlet yardım etmezse ufalacaklarını söylemiş. Peki, yine habere göre, sponsorluklar toplam 80 milyonu buluyor. Bu para bile mi yetmiyor? Siz, siz olun, en iyisi futbol ve basketbolun dışında ufalın gitsin... O tarz, kuruluş yıllarında kaldı. Yani Real Madrid, Barcelona, Bayern Münih falan olun. Öbür işlerle bırakın devlet uğraşsın! Zaten futbol takımına sponsor bulamamaktan yakınıyordunuz, alın size işte diğer branşların sponsorları... Aba altından sopa göstermeye de gerek yok. Dedim ya, köprülerin altından çok sular geçti...
118 80...
Dedik ya bu haftalıkta biraz sporun dışına çıkıp, halkı da yakından ilgilendiren konulara girdik. Ne yapalım, serde gazetecilik var ya... Neyse mesele şu; normal ev telefonundan bilinmeyen numaraları öğrendiğimiz numarayı çevir çevir hiç düşmez... Ama cepten aradığında anında, "118 80 size nasıl yardımcı olabiliriz" kabilinden cevap... Bu ne biçim iş yahu derken, bizim Namık tüyoyu verdi; cepten her aranışta oraya 5,40 lira, artı KDV girişi olur!.. Yani legal yoldan kazıklanma... İster ye, ister gargara yap... Acaba Yunanistan'da da böyle mi?

