Kemal Paşazade Tarihi''nin 8. cildinde, Sultan II. Bayezid Han zamanında yaşanan şöyle bir hadise nakledilir: "Draç Kalesinin Venedikli muhafızları endişeli bir bekleyiş içerisindeydiler. Duymaktan korktukları haber gecikmemiş, Elbasan Sancakbeyi Evrenosoğlu İsazade Mehmed Bey kumandasındaki Osmanlı akıncılarının yaklaştığını öğrendiler... Venedik, bu liman kalesine ayrı bir önem veriyordu. Zira onu kaybederse, Mora kıyılarından olduğu gibi Arnavutluk''tan da tamamen sökülüp atılacak, sonunda Akdeniz''den silinecekti. O yüzden Draç''ı savunma tedbirlerine titizlik gösterilmiş, tahkimat hayli teferruatlı tutulmuştu...
Yanık bir ses duyuldu!..
Akıncılar beklenirken, kale içindeki Öğürdürce Kilisesinden yanık bir ses duyuldu. Askerler ne olduğunu anlamamakla beraber, yüzlerini hemen o tarafa çevirdiler ve dikkat kesildiler. Hayır hayır... Bu ahenkli sesin kelimeleri İtalyanca değildi. Ama meseleyi kavramaları hiç de güç olmadı: Henüz görmedikleri biri ezan okuyordu! Askerler, kılıçlarının kabzalarına el atıp hızla oraya seğirttiler. Ezan sesi, kilisenin önündeki servi ağacından gelmekteydi ve şüphesiz orada gizlenmiş bir Müslüman olmalıydı!... Ama nerede?..
Askerler, ağacın çevresini dolanmalarına, kılıçlarıyla sık dalları budamalarına, tepe noktasına kadar her yanı gözden geçirmelerine rağmen kimseyi bulamadılar. Ve sonunda "insani değil" hükmüne vararak geri döndüler...
Tahmin edildiği gibi... Döndüler ama, zaten bozuk olan moralleri sıfıra inmiş gibiydi. Çünkü görünmeyen bir kaynaktan gelen bu ezan sesini, elbette kendi lehlerine bir "ilahi işaret" olarak yorumlayamazlardı! Anlaşılan o ki, kaleyi ellerinde tutamayacaklardı...
Nitekim tahminlerinde de yanılmadılar. Osmanlı akıncılarının saldırılarına dayanamayan Draç Kalesi 13 Ağustos 1502 günü teslim oldu..."

