Bir tarihte -sanırım 1997''nin Mart ayıydı-, dönemin Milli Takım Teknik Direktörü Mustafa Denizli, Bursa''da oynayacağımız Hollanda maçı öncesinde medyanın önde gelen isimlerini bir sohbete davet etmişti. Conrad Otel''deki toplantıda gazete ve TV''lerin spor müdürleri, spor yazarları ve Denizli''nin siyasi yazarlar içindeki özel dostları vardı. Mustafa hoca, o günlerde çok tartışılan maçın yeri konusunda savunma yaparken, güçlü rakibimizin zorlu bir yolculuk yapmasını ve yorulmasını amaçladıklarını söylemişti. Sonrasında her kafadan bir ses çıkmıştı ama siyasi yazarlardan -merhum- Yavuz Gökmen''in görüşleri orijinaldi: "Benim ahlâksız bir teklifim var; Hollanda takımını taşıyan otobüsü yanlış yollarda dolaştıralım, geçtikleri güzergâhlara holigan seyircilerimizi dizelim, hatta bazıları ürkütücü maskeler taksın. Ellerine şeytanı sembolize eden figürler verelim, küfür etsinler."
Bu hatıra nerede aklıma geldi? Bugün de bir siyasi yazar, "Ahlâksız tüyo" başlığı ile Manchester maçı öncesinde futbolcularımızın rakiplerini bozmaları için köşesinde İngilizce küfür çeşitleri yazdı.
Aradan geçen yedi buçuk yılda değişen sadece şu; bu kalemlerden biri Galatasaraylı idi, biri Fenerli!
Teselli noktası ise, ikisinin de sporla bir ilgisinin bulunmaması...
Önce aynaya baksak Biliyorsunuz, Şampiyonlar Ligi maçında Roma kendi sahasında Dinamo Kiev''le oynarken, İtalyan oyuncuların kışkırttığı "sorumsuz" bir seyirci, devre biterken maçın İsveçli hakemi Anders Frisk''in kafasına bir cisim fırlattı, hakemin başından kan aktı, maç yarım kaldı.
UEFA Disiplin Kurulu, ev sahibi Roma''yı 3-0 hükmen mağlup ilan etti; bununla da kalmayıp iki maç da seyircisiz oynama cezası verdi.
Bu olay bizim bazı gazetelerimize "UEFA''nın çifte standardı" diye yansıdı. Biz olsaymışız daha çok ceza verirlermiş. Geleneksel "Türk''ün Türk''ten başka dostu yok" paranoyası... *** Oysa, Roma-D.Kiev maçıyla Ali Sami Yen Stadı''nda... "Sorumsuz" bir seyircinin attığı cisim sonucu yardımcı hakemin başından kan aktı.
UEFA Disiplin Kurulu, ev sahibi G.Saray''ı hükmen yenik saydı.
Gelişmeleri biliyorsunuz; G.Saray''ın UEFA İtiraz Komisyonu''na yaptığı başvuru kabul gördü, G.Saray''ın galibiyeti iade edildi; biri ülke, biri şehir dışında olmak üzere iki maç sahası kapatıldı. *** Eee?
Çifte standart nerede?
Popülizm olmasın? Kamuoyunu bu şekilde yönlendirirsen, hakemin kararını beğenmeyen kimi "sorumsuz" seyirci, "Bunlar zaten bize düşman abi" diye adaleti kendisi tesis etmeye çalışır.
Böyle aşk olur mu? "... finali tutacak; ondan sonra yırtmaçlı, tuvaletli bir kadın sahneye çıkmayacak; böyle bir erkek sanatçı var mı Türkiye''de? Ben vardım. Evet ben vardım. 25 yıl vardım. Kimsenin altında çıkmadım. Hepsi benim altımda çıktı... Ben Pavarotti de dinlerim, Sinatra da dinlerim. Michael Jackson''dan tutun da, Shirley Bassey''e kadar dinlerim. Ama, bence ağır basan, annemin kulağıma söylediği ilk ninnilerdir."
(Zeki Müren) *** "...fotoğraf yığınları... gazete, dergi sayfaları... sevdiği adamın kendisine imzaladığı kitaplar, resimler... kasetler... gazino ve film afişleri... terini sildiği buruşuk kağıt mendiller... kullandığı el aynası... bornozunun kuşağı... ipek mendilin içinde, onun fırçasından gizlice çalınmış mimoza kokulu saç telleri... başında aşağı dökülmüş gül petalleri... giysilerinden kopmuş payetler, otriş parçaları... ''kavuşma kurdeleleri''... (her yeni gazino programına başlamadan önce çifte kurban kesermiş sevdiği için... o kurbanları süslediği kurdeleler.) o, sevdiğinin sahne aldığı tüm gazinolarda, her gece, hiç aksatmadan en öndeki masada oturur, mütevazı memur maaşının büyük bir bölümünü gazino patronlarının kasasına gönderirdi, gözünü bile kırpmadan... o, sevdiği kişi sahneye çıkana kadar gözlerini hep kapalı tutardı, gözlerine başka hayal girmesin diye... bir özel bankadan emekli, altmış yedi yaşında, zorlukla yürüyen, yapayalnız bir kadın... cinselliği yaşamadan, sadece tutkuyla sevdiği, her şeyden, herkesten çok sevdiği adamın arkasından gözyaşı döküyor... 1955 yılında görür görmez aşık olduğu, bütün hayatını, gençliğini adadığı, gittiği her yerde, gazino kulislerinde, konserlerinde, film setlerinde, seslendirme stüdyolarında, sarhoş ve argo gecelerde bir gölge gibi izlediği adamın arkasından... evet, o Melahat Ercan... hayatını adadığı Zeki Müren için ağlıyor..." (Pınar Çekirge, Öteki Kadın)
ALTINI ÇİZİYORUM "İnsanın gerçek dostları iki elin parmaklarının sayısını geçmez. Ben şimdi bir elin parmaklarını sayamıyorum." (Pascal Nouma)

