Fâtih Sultan Mehmed Han, İstanbul''u fethettiği zaman, burada yaşayan Rumları öldürtmemiş ve onlara inanç serbestliği vererek Patriklerini bile görevde bırakmıştı... Fakat yıllar sonra eski Bizanslılardan bazıları İstanbul''u yeniden ele geçirmek için Avrupa''da gizli anlaşmalar yapmışlardı. Bu durum üzerine zamanın padişahı Yavuz Sultan Selim Han, İstanbul''daki Rumların ya Müslüman olmaları veya şehri terk etmelerini emretti....
Şimdi nasıl davranılacaktı? Padişah, bu hususta kararlıydı. Vezirler, çekindikleri için bu emir karşısında ağızlarını açamadılar. Fakat meseleyi zamanın Müftüsü Zembilli Ali Efendi''ye bildirdiler. O da bunun üzerine: "Fatih İstanbul''u zaptedince Rumlara eman ve ferman vermiştir. Bu sebeple padişahın bu emrini yerine getirmek caiz değildir" dedi ve bu şekilde bir fetva yazarak Yavuz Sultan Selim Han''a gönderdi. Padişah: "Böyle bir Ferman varsa görmem lâzım!" diye itiraz etti. Ancak bu ferman, bir yangında yok olmuştu. Sultan ise verdiği emrin yerine getirilmesinde ısrar ediyordu... Şimdi nasıl davranılacaktı?
Ferman bulunamasa da... Bu durum karşısında Zembilli Ali Efendi, "Ferman bulunamasa da; Kanunlarımıza göre şahidlerle isbatı da kafidir" diyerek, bu fermanı gören yaşlı iki yeniçeriyi şahit olarak Yavuz Sultan Selim Han''ın huzuruna çıkarttılar ve dolayısıyla onların ifadelerini dinleyen Padişah da neticeye razı oldu ve Fatih''in "Ferman"ında verilen "eman"a uymak mecburiyetinde kaldı. İşte Osmanlı adaleti buydu. Padişahın emriyle kanunlar çelişirse kanuna uyulurdu. Ya şimdi?!.

