Her yeni aşıklar gibi onlar da öyle sanıyordu; gazeteci delikanlı: - Biz modern çağın Kerem ile Aslı''sıyız, dedi. Büyükdere''de, deniz kenarında oturuyorlardı. Hukuk öğrencisi kız, kulağa hoş gelen bu söz üzerinde delikanlıya biraz daha sokuldu.
Delikanlı: - Her insanın bir tane "öteki yarısı" vardır bu dünyada. Kimi bulur, kimi bulamaz. Biz bulduk, dedi bu kez. Kız, sevgilisinin tuttuğu elini sevgiyle sıktı ve:
- Hiç ayrılmayalım olur mu, dedi usulca. Muhabir, kızın yanağına şiddetli bir öpücük kondurarak sesini yükseltti: - Hiçbir güç bizi ayıramaz!
Gazeteci genç önlerindeki muhteşem deniz manzarasını gözleriyle taradıktan sonra uzaklara daldı: - Hiç kimse ayrılmak için yola çıkmaz hayatım. Biz de öyle... Olur da bir gün... eğer bir gün ayrılmak zorunda kalırsak, her gece saat tam 01.00''de telefonlarımızı karşılıklı olarak tek çaldıralım. Olmaz mı? Gereksiz yere birden bire davet ettikleri hüznü, kızın gözlerinden yuvarlanan yaş karşıladı: - Ağzından yel alsın. *** Eskilerin deyişi ile "Gayret-i ilahiye dokunacak laf söylememek lazım." Muhabir çocuğun "Hiçbir güç bizi ayıramaz!" sözünden sadece dokuz gün sonra babasının bacağında başlayan bir ağrı başlarına iş açtı. "Damar genişlemesi" gibi bir şey söylemişti doktor. Tıbbi detaya gerek yok, "... damarlarda daralmayı sağlayan sistemin kontrolü tamamen kaybolmuş, beyne giden kan azalmış..." vs. vs. Baba kısa bir süre içinde vefat edince, delikanlı resmen yıkıldı. Kendisi gibi eski bir gazeteci olan babasına çok bağlıydı. Zaten hukuku bitirdiği halde sırf ona özenerek basın dünyasına girmişti. Kendisinin gazeteciliğe başladığı 2001 yılının sonunda da babası emekli olmuştu.
Yuvarlandığı boşluk büyüktü delikanlının... İnanamıyordu... Bir sürü ortak hayalleri vardı babasıyla; birlikte kitap çıkaracaklardı, yurt dışına ilk kez birlikte gideceklerdi, babası onu hayranı olduğu ünlü bir gazeteciyle tanıştıracaktı.
- Bak baba, sana söz... Bir gün Gazeteciler Cemiyeti''nin başarı ödüllerinden birin aldığımda, - ki bu haber dalında olacak-, kürsüye çıkıp o ödülü sana adayacağım, demişti. Bir haftadır her anında ve her yanında babası vardı, hep onu düşünüyordu. Sanki onu düşünmese ona ihanet edecekmiş gibi... Onu hiç unutmayacağını ispat eder gibi... Bir yerden çıkıp gelecekmiş gibi... Genç gazeteci bu derin acıdan ancak bir hafta sonra hafif hafif sıyrılmaya ve kendine gelmeye başladı.
Bir haftanın sonunda bir gece saate bakarak ilk kez telefonunu açık duruma getirdi; saat 01:00''e sadece 3 dakika vardı. Memleketten gelen akrabalar Kur''an-ı kerim okuyordu; odadan sessizce balkona çıktı. Sevgilisinin telefonunu bir kere çaldırıp dönecekti. Telefonu çaldırdı, sevgilisini ne kadar özlediğini hatırladı, kapatamadı; onun tatlı sesini duymak istedi, telefonun ikinci kez çalmasını dinledi. Karşı taraftan sevgilisinin sesi geldi: - Alo? O ses, karnına bastırınca ağlayan oyuncak bebek gibi, son bir haftadır hazırda duran ağlamalarından birini daha getirdi. Sevgilisi duymasın diye ahizeyi eliyle kapattı. Kızın öfkeli sesi geldi: - Eşşeoğlu eşşek, kimsin, gecenin bu vakti ne istiyorsun?! Şaşkınlıkla kapattı. Bir daha aramadı.
> SADIKS boşluk yorumunu yaz Turkcell, Telsim, Avea 2866''ya gönder (4 SMS/ 8 Kontör)

