Kaydet
a- | +A

Karı-koca sohbet ediyorlardı: - Yahya Kemal''e katılıyorum, dedi kadın, bütün seyahatlerin en güzeli İstanbul''a dönüştür. Feribotun sağ tarafında, cam kenarında oturuyorlardı. - İyi de hayatım, o İstanbul''da oturuyormuş, dedi kocası zoraki bir gülümseme ile... Hanım, sağ elinin işaret parmağını bir otomobil cam sileceği gibi penceredeki buğunun üzerinden geçirdi, açılan boşluktan denizi izlemeye başladı. İçini çekerek kocasına döndü:

- Bizim de canımız İstanbul''da...

Kocası, eşinin hangi "can"dan bahsettiğini anlamadı bir an... Çünkü hanımının üç ayrı "canı" vardı İstanbul''da... Biri oğlu... biri gelini... biri de çocukluğundan beri öz annesinden çok sevdiği, saydığı, bağlandığı, güvendiği, teslim olduğu, ayrılığına dayanamadığı "Işıklı Annesi"ydi. "Işıklı Anne" ile ilk tanıştıkları gün, o tarihte daha altı yaşında olan oğlu bu sıfatı bulmuştu. Görüşmeden sonra eve döndüklerinde çocuk birdenbire: - Bana çikolata veren o teyzenin yüzünde ışık vardı, demiş, annesi ile babası birbirlerine bakarak memnuniyetle gülmüşlerdi. Anne: - Ne güzel söyledin oğlum, diye kucağına alıp sevgiyle hafifçe yanağını ısırmıştı oğlunun... Kadın, sağ elini, soğuk havada iyice sokulduğu kocasının paltosunun sol cebine soktu, sol eliyle de kocasının sol bileğine uzandı, paltoyu yukarı çekerek saatine baktı: - İnşallah akşam yedi civarı İstanbul''da oluruz. Önce Işıklı Anneme gidelim, onu gördükten sonra çocukların yanına geçeriz. Yarın da Eyüp Sultan''a kabir ziyaretine gideriz. Ne dersin? Kocası, acı ile buruşturduğu yüzünü hanımından kaçırarak sağa çevirdi. Hanım ısrarlıydı; bu kez kocasının karın boşluğunu dürttü: - Tamam mı? - Hayatım, dedi adam belli belirsiz bir hüzünle... Birincisi, seni Eyüp Sultan''a götüremem. Oralar pazar günü çok kalabalık oluyor, biliyorum. İkincisi, bugün İstanbul''la konuştum, Işıklı Anne seyahate çıkmış. Önce çocuklara gidelim bu akşam... Kadın, eşinin paltosunun cebinde elini çekerek kendini geri attı, kocasından bir miktar uzaklaşıp onun gözlerine baktı: - Nasıl yani? Seyahate mi gitmiş? Bensiz? Bu soruya hakkı vardı. Çünkü bu iki hanım tanıştıkları günden beri, bütün seyahatleri birlikte yapardı.

Hem Işıklı Annesi onunla seyahat etmekten mutluluk duyuyor, hem o anneye hizmetten keyif alıyordu. Sayısız yurt içi ve üç kez de yurt dışı seyahatine birlikte çıkmışlardı. Hatta son gezide, "Sensiz bir yere gitmem" demişti Işıklı Annesi ona... Bu kez ayağa kalkıp kocasının tam önünde dikildi, biraz eğilerek aynı cümleyi tekrarladı: - Nasıl yani? Seyahate mi gitmiş diyorum? Bensiz? Hafiften sendeler gibi olunca, kocası da ayağa fırladı. Hanımının kolundan tutup alt kattaki arabalarına doğru indirmeye başladı. Ancak giderek kolunda eşinin ağırlığını daha çok hissediyordu. Dar merdivenleri adeta sürükler gibi indirdi, hemen feribotun arka bölümünde son sıradaki otomobile bindirdi. Hanımının sağlığının giderek bozulduğunu hissediyordu. Kapıyı kapatıp doktor aramaya çıktı. Feribotta yapılan anons üzerine iki ayrı doktor geldi otomobilin başına... İkincisinin muayenesine gerek kalmadı, ilk gelen kadın doktor: - Ex olmuş, dedi. Bu şok ölüm üzerine adamın eli ayağı karışmıştı, ne yapacağını bilmez durumdaydı.

- Biz Okçular''a geçinceye kadar bir ambulans gelebilir mi, dedi dudakları titreyerek... - Ben hallederim, dedi kadın doktor. Oysa, kocası gündüzden acı haberi almıştı; Işıklı Anne o gün vefat etmişti. Adam, onu son yolculuğuna uğurlamak için gittiklerini söylememiş, İstanbul''a ulaşınca nasılsa öğrenir diye düşünmüştü.

Söylemek kısmet olmadı ama, kısmet olan şey daha çarpıcıydı: İkili, son yolculuğa da (Eyüp Sultan''dan) birlikte çıkmıştı; yan yana, on binlerin duaları eşliğinde...

ÖNE ÇIKANLAR