Mekke''de her yol Mescid-i Harama çıkar. Her vakit milyonlarca insanın akın ettiği bu muazzam beldeye gitmek aslına bakarsanız çok kolay. Asfaltı yırtarcasına ilerleyen arkasında kocaman bir duman bulutu dolaştıran otobüslere binmeden yürüyecek takâtiniz, hatta egzoz gazından korunmak için yanınızda bir maskeniz varsa ne âlâ yoksa insan seli içinde kaybolan bu hurdalarda gününüz ölüp gider. Yanındaki iki kişiye bile megafonla seslenen kafile başkanlarını dinlemeye mecbur kalmak ise çabası... İşin içinde Kâbe-i Muazzama''ya gitmek olduktan sonra insan katlanmıyor da değil.
Etrafı ihtişamlı duvarlarla çevrili Mescid-i Haram bir başka etkiliyor insanı. Bab-üs Selâm kapısından girip de Kâbe göründü mü
kendinizden geçiyorsunuz. Ta ki görevlinin tarik hacı (yol hacı) sözünü duyana ve omuzunuza dokunana kadar... Ardından Kâbe-i Muazzama''ya doğru ilerlerken bembeyaz mermerlerin ılıklığını önce ayaklarınızda sonra taa yüreğinizin derinliklerinde hissedersiniz. Siz her ne kadar yürüdüğünüzü zannetseniz de adeta uçarsınız milyonların arasında... Hacer-ül Esved''in bulunduğu köşeden başlayan şavtlar yediyi bulup da tavaf bitti mi çıkmak istemezsiniz. Hele iki rekat namaz kılabilecek bir boşluk buldunuz mu, arkasından yudumladığınız zemzemin tadına doyamazsınız.

