Kaydet
a- | +A

Hiçbir iyilik cezasız kalmaz

"Gebzespor''da iken futboldan soğudum. Daha yirmi iki yaşında sahalara veda etmeye karar verdim. İstediğim yere gelememiştim çünkü... Tam evime çekilmişken Kambur Erol ağabey Çanakkale Dardanel''e götürdü. Orada şimdiki hocam Ziya Doğan tarafından keşfedildim. 180 milyar liraya Malatyasporlu oldum. Ziya hocam devre arasında Trabzonspor''a gidince beni de yanında götürdü. (800 bin dolar artı futbolcu Recep karşılığında.) Trabzonspor''la birlikte A Milli Takım''a yükseldim. (Sezon başında Beşiktaş 4 milyon dolar teklif etti.) Her şeyimi Ziya hocama borçluyum." *** Yukarıdaki (parantez içi hariç) sözlerini kendisinden dinlediğim Tolga Seyhan, Atletic Bilbao maçında Ziya hocası onu oyuna sokmadı diye yedek kulübesini tekmeleyip soyunma odasına gitti.

Selam herr profesör "Bizde hasta, cezalandırılması lazım bir kabahatli ve her türlü cefaya layık bir mücrimdir. Tatsız tuzsuz yemekler yutmak, iğrenç mailer (sıvılar) içmek, kapalı odalarda günlerce mahpus kalmak, kalın hırkalar giymek, kuşaklar sarmak, yığın yığın sargılar taşımak gibi işkencelere bizde ''tedavi'' ismi verilir.

Halbuki Almanya''da rejim yemeklerinin tiksinmeyecek hale gelmesi bugün fen adamlarının çalışma mevzuunu teşkil ediyor. Koca kimya fabrikaları, hasta yemekleri için lazım gelen evsafı haiz tuzlar, sirkeler, turşular, salçalar, şekerler yapıyor ve hastalığa karşı tahammülü kolaylaştırıyor. Hatta et yiyemeyenler için bir nevi nebati et yapıldığını ve bundan fileto, biftek pişirildiğini işitmiştim. Hastane binaları, büyük bahçeler, havuzlar, fıskiyeler ortasında yükselmiştir. Temiz kıyafetli hasta bakıcıların güler yüzlü çehreleri çevreyi neşelendirir. Acıyı hatırlatan hiçbir renk, şekil ve koku yoktur. Rahatsız oldum, zira ben bir İstanbul hastası idim!" ... "Frankfurt dilencisi garip; temiz gömlek, lekesiz elbise, ütülenmiş mendili ile, iyi bir kahvaltıdan sonra sigarasını yakarak, sabahın neşeli kalabalığı içinde işine giden herhangi bir efendiyi andırıyor. Halbuki şark estetiğine göre dilencinin bir gözü olmamalı, ağız yerine dipsiz bir uçurum, el ve ayak yerlerinde demir çengeller şıngırdayacak, paramparça kalın bir hırkanın içinde buram buram terleyecek, ya da her tarafı delik deşik paçavra bir gömleğin içinde titreyecek! Yazın teri toprağa akmayan, kışın donmak üzere olmayan bir dilenciye sadaka verilir mi hiç? Bir Alman''a sordum bu tezatı, ''Biz, mecbur olmadan el uzatacak bir Alman tasavvur edemeyiz. Onun için dilenen bir Alman, kendini acındırmak için fazla yalana ve zillete düşmez'' dedi. Halbuki biz dilenciden korkarız, çirkinliği sebebiyle sadaka değil, rüşvet veririz." ... "Almanya''da profesör ve doktorlar sayılmayacak kadar çoktur. Onun için, rastladığınız herhangi bir adama biraz gençse ''Herr doktor'' biraz yaşlı ve sakallı ise ''Herr profesör'' diye hitap etmek ihtiyata muvafıktır. Almanlar''ın bu ilim merakı için bir İngiliz nüktesi: İki kapı olsa, birinin üzerinde ''Cennet'', diğerinde ''Cennet hakkında konferans'' yazılı olsa, bütün Almanlar ikinci kapıya hücum eder. (Ahmet Haşim, Frankfurt Seyahatnamesi)

ALTINI ÇİZİYORUM Hiç kimse başarı merdivenlerine elleri cebinde tırmanmamıştır.

(J.Keth Moorehad)

SORU "Futbolcular penaltıya itiraz etmiyor, dolayısıyla hakem haklı" tezi doğru mudur? Bu, "Haklı penaltıya da itiraz edelim ki hakemin haklılığı ortaya çıkmasın" haksızlığını getirmez mi futbolcuya?...

VAY HAYVAN VAY! Yeşil balıkçıl, bir ekmek parçasını suyun üstüne bırakır, kenarda bekler, toplanan balıkları avlar. Ekmeğini alır, bir başka yere bırakır, doyuncaya kadar balık yer.

ÖNE ÇIKANLAR