Yavuz Sultan Selim Han o gün pek öfkeliydi. Ümera ve vüzera meraktaydılar, ancak bir şey de soramıyorlardı... Ve nihayet Koca Yavuz konuştu:
-Tiz adam göndertip Koca Mustafa Paşa''nın camisini de, imaretini de ortadan kaldırsınlar! Evet, Padişah emri hemen yerine getirilmeliydi! Balta, kürek ve kazmalarla Kocamustafapaşa Camii''nin avlusuna gelenler orada sanki hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi toprak çapalayan Sümbül Sinan Efendi ile karşılaştılar. İşini bıraktı, emir kullarının yüzlerine sakin sakin baktı, "Ne istersiniz?" diye sordu. Gelenler, mahcup, perişan ve şaşkındılar! Geldikleri gibi kös kös geri göndüler. Varıp efendilerine; -Biz o külliyeye elimizi süremeyiz. Orada bir zat var. Yüzümüze bir baktı, ''ne istersiniz'', diye bir sordu, kendimizden geçtik. Yok, yok, varsın başkaları yıksın, biz bu işte yokuz! dediler.
Haber Padişaha ulaştı! Haber, büyüye yayıla Hünkâr''ın kulağına ulaştı. Selim Han bir emir versin de yapılmasın ha? Hemen atladı atına, vardı Kocamustafapaşa Camii''ne...
"Gönül Sultanı" "Dünya Sultanı"nı görür görmez "Ya Hak!" dedi. Padişah, kapı önünde attan atlamış, ok gibi ileriye atılmıştı... Fakat birdenbire hızı kesiliverdi. Sümbül Sinan Efendi hükümdara bakıyordu. Bu başka bir bakıştı. Selim Han''ın içine, ta can evine uzanan bu bakışlar kalbinin sayfalarını bir bir okuyor, dünya âlemden sakladığı sırlarını, tasalarını, acılarını, üzüntü ve şevkini katmer katmer açıyordu. Selim Han başını yere eğdi ve duyulabilecek bir fısıltıyla;
-Peki yıkılmasın, dedi.
Kürkünü hediye etti... Ancak, bir mesele vardı ki Sümbül Sinan Efendi onu ihmal edemezdi. Onun için: "Hünkarım!" dedi, "Padişahların ahdinin yerine getirilmesi gerekir. Onun için, hiç değilse, ocakları yıksınlar, Hünkar sözü vücut bulsun!"
Kazmalar, imaret bacalarını indirirken, Yavuz Sultan Selim Han, sırtından kendisine pek yakışan beyaz samur kürkünü çıkardı, ihtiramla Sümbül Sinan Efendi''ye giydirdi... İki kelimeyle, imaret yıkılmaktan gönül de kırılmaktan kurtulmuştu!..

