O "kutlu fetih" ordusunda, pâdişâhı ve askeri fethe karşı gayrete getiren bir din büyüğü vardı: Akşemseddîn... O, fethin gerçekleşeceğine kalpten inanıyordu... Muhâsaranın devâm ettiği bir sırada Sultan Mehmed Han hocası Akşemseddîn''e sordu: -Kal''anın fetih vakti ne zamandır!
Akşemseddîn hazretleri murâkabeye daldı. Başını eğip, Allahü teâlâya yalvardı. Mübârek yüzü terledi. Sonra başını kaldırarak; "İşbu senenin Cemâziyelevvel ayının yirminci günü, seher vaktinde feth ola, Kostantiniyye''nin içi ezan sesiyle dola!" dedi...
Nihayet o gün gelmişti!.. Nihâyet Akşemseddîn hazretlerinin söylediği gün ve saat geldi... Yeniçeriler, azablar, dalkılıçlar, serdengeçtiler, akıncılar, gönüllüler, erenler, evliyâlar Sultan Mehmed Hanın buyruğuyla İstanbul üzerine akıyorlardı. Mehmed Han bu sırada hocası Akşemseddîn''in yanında olmasını arzuladı ve haber gönderdi. Gelmeyince onun bulunduğu çadıra gitti. Çadırın her tarafı iyice kapatılmıştı. Çadıra yaklaşıp, hançerini çıkardı, çadırdan biraz keserek, içerisinin görülebileceği kadar bir delik açtı. İçeri bakınca, hocası Akşemseddîn hazretlerini kuru toprak üzerinde secdeye kapanmış, başından sarığı düşmüş, ak saçı ve ak sakalı nûr gibi parlıyor gördü. Hocasının bu yüksek hâlini görünce, doğruca yerine döndü. Kaleye bakınca surlara tırmanan İslâm askerinin yanında ve önünde ak abalı bir topluluğun da hisara girmekte olduğunu fark etti. Az sonra fethin askeri de surları geçip Bizans''a girdi. Böylece İstanbul''un fethi ve Peygamber efendimizin büyük mûcizesi gerçekleşti. Fâtih Sultan Mehmed şehre öğle saatlerinde Topkapı''dan girdi. Beyaz bir at üzerinde idi. Muhteşem bir alayla ve alkışlar içinde ilerleyerek, Ayasofya''ya doğru yol aldı. Zulümden ve haksızlıktan bıkmış olan Bizans halkı yeni bir bekleyişin içinde idi. Fâtih geçtiği sokakları, caddeleri, evleri dikkatle gözden geçiriyordu. Yanında ileri gelen kumandanlarıyla vezirlerinden başka, âlimler ve velîler topluluğu bulunuyordu. Yerli halk yolları doldurmuştu. Fatih çok genç olduğu için, herkes Akşemseddîn''i pâdişâh sanıyordu. Ona, demet demet çiçek veriyorlardı. O mübarek de genç pâdişâhı göstererek; -Sultan Mehmed ben değilim, odur, diyordu. Sultan Mehmed Han ise onlara şöyle söylüyordu: -Çiçekleri ona veriniz. Sultan Mehmed benim, ama o benim hocamdır. Şehrin mânevî fâtihi odur...

