Hatıratına şöyle başlıyor Hüseyin Kadri Bey: "Kolordu kumandanı bir gün beni çağırdı ve gizli bir vazife için üç günlüğüne İstanbul''a göndereceğini söyledi. Bunu duyunca nasıl sevindiğimi anlatamam. Evden ayrılalı iki seneden fazla olmuştu. Validemi, hemşiremi ve uzun zamandır haber alamadığım nişanlımı görecektim. Trabzon''a kadar araba ile geldikten sonra buradan, İstanbul''a gidecek olan bir gemiye bindim. Nihayet bir gece vakti özlediğim memleketime kavuştum. Fakat, Galata rıhtımında karaya çıktığımda bana buraları bir değişik geldi. Evimiz Vefa''da idi.
"Ev boş ve satılıktır!.."
Hemen bir araba bulup eve geldim. Gittikçe artan bir heyecanla kapıyı çaldım. Ses yok! Acaba bu saatte nerede olabilirler? Bilhassa hizmetçimizin sokak kapısının önündeki odada yattığını bildiğim için, kapının çalındığını duymamaları bana acaip geldi. Tekrar çaldım, yine ses yok. Mahallede fazla gürültüye sebebiyet vermek de istemiyorum. Buna rağmen hizmetçinin odasının camını üç dört defa tıklattım. Tam bu esnada komşulardan birinin penceresi açıldı ve hiç tanımadığım bir erkek sesi: -Kimi aradınız? diye sordu. Ben ailemin ismini söyler söylemez: -Onlar buradan çıkalı bir ay oluyor. Ev boş ve satılıktır, diyerek pencereyi kapattı. Eyvah! Şimdi nereye gitmeliydi?.. Tanıdıklarım ve ahbablarım vardı, fakat gizli bir vazife için geldiğimden, bundan kimsenin haberi olmaması icap ediyordu. Çantam elimde karanlıkta yürümeye başladım. O dakikada, Anadolu''nun bir yerinde, dağ başında, düşmanın karşısında cephede olmayı her şeye tercih ettim. Yürüye yürüye Sirkeci''ye kadar gelmişim. Buradaki otellerden birine girmekten başka çare yok. Bunlardan birine daldım...
Bir ihtiyar adam beni iyice süzdükten sonra, iki kişinin yattığı üç yataklı bir odaya beni soktu. Sabahı nasıl ettiğimi bilemiyorum. Ertesi gün bana tevdi edilen işi bitirmek için erkenden otelden çıktım. Bazı kişilere bazı şeyler söylenecek, bazı evraklar verilecekti. Bu işleri bitirdikten sonra, tekrar validemi ve hemşiremi aramaya başladım. Şehzadebaşında bir akrabamız vardı. Önce ona gittim. Kapıyı çaldım. Tanımadığım biri kapıyı açtı ve "Şevki bey burada mı?" dedim. Hemen haber verdiler ve geldi.
Şimdi ne yapacaktı?!.
Beni görünce sendeler gibi oldu ve: -Siz!.. Bu saatte burada... Nasıl geldiniz?.. diyordu...
-Muvakkat bir vazife için gönderildim, dedim ve sonra da ailemi sordum. -Vallahi biz de bilmiyoruz. Uzun zamandır haber alamadık. Evden çıkmışlar diye işittik, ama şimdi neredeler, hiç haberimiz yok! Cevabını verdi." Hüseyin Kadri bey şimdi ne yapacaktı?

