Yıldırım Bayezid Han''ın en sevdiği oğlu Ertuğrul, Sivas''ta vali olarak bulunuyordu. Timur Han bütün İran''ı ele geçirip bir kasırga gibi Doğu Anadolu''ya girdi. Osmanlı Devletinin o zamanki en uzak noktası Sivas idi. Timur Han, hızla Sivas''ı kuşattı ve teslim olmasını istedi. Fakat şehrin kumandanı olan Ertuğrul, bunu reddedince kuşatma başladı. İçeriden elde ettiği adamları, şehrin kapılarını gizlice açınca, Sivas Timur''un eline geçti. Ertuğrul ise bir avuç askeriyle çarpışa çarpışa şehid oldu.
Padişah acılar içindeydi... Bu haber Yıldırım Bayezid Han''a ulaşınca acılar içinde kaldı. Bir yandan Ertuğrul gibi bir oğul, diğer yandan Sivas gibi bir kalenin kaybı onu çok sarstı. Bu yüzden efkâr dağıtmak için arasıra Uludağ sırtlarına doğru gezintiye çıkıyordu...
Yine bir gün yanında veziri olduğu halde dağ eteklerine çıkmıştı. Biraz sonra, koyunlarını otlağa salmış, sırtını bir ağaca yaslamış bir çobanın, kavalıyla içli havalar çaldığını duydular ve oraya yöneldiler...
"Çal çoban çal..." Yıldırım Bayezid Han, bir müddet gözyaşları içinde onu dinledi... İçinden "Ne kadar isterdim şu çobanın yerinde olmayı..." diye geçirdi ve ancak bağrı yanık bir insanın dilinden dökülebilecek şu sözleri mırıldındı: "Çal çoban çal!.. Keyif de senin, huzur da senin... Kaybettiğin, kaybedeceğin neyin var ki! Sivas gibi şehrin mi gitti, Ertuğrul gibi oğlun mu öldü? Çal çoban çal..."

