Kaydet
a- | +A

1867 Eylülünün bir Cuma günü idi. İzzeddin gemisinde bir tören yapılacak ve terfiler takılacaktı. Fakat Hasan Bey hastalanmış, Girit''teki askerî hastaneye yatırılmıştı. Perşembe günü, kendisini ziyarete gelen subaylar, ertesi gün yapılacak olan töreni bildirdiler. Hasan Bey bu törende bulunamayacağı için çok müteessirdi:

"Kırk yıllık zabitim ve ömrüm denizlerde geçti. Hayatımın en mes''ud bir gününde denizlerden uzakta olacağım. Ben denizi o kadar severim ki, dili olsa da söylese. Dün doktora başvurdum, gemiye döneceğimi söyledim, müsaade etmedi. Belki yarın gelmeğe gayret ederim."

Hasan Bey hasta idi...

Ziyarete gelen subaylar doktorla görüştüler. Hasan Bey zatürree idi ve gece ateşi kırka kadar çıkmıştı.

Ertesi gün, Bahriye Bandosunun çaldığı marşlarla tören başladı. Müşir Vesim Paşa, rütbeleri tebliğ etmek ve nişanları dağıtmak için, kurmay heyeti ile birlikte İzzeddin Gemisine gelmişti. Güvertede askerler dizilmiş, subaylar yüksek üniformalarını giymişlerdi. Bu sırada dört kürekli bir sandal son süratle gelerek gemiye yanaştı ve yeni elbiselerini giymiş ihtiyar bir albay gemiye çıktı. Bu, Hasan Bey''den başkası değildi. Çevik bir hareketle iskeleye tırmandı ve doğruca Müşir Vesim Paşa''nın huzuruna giderek sertçe bir selam verdi: -Ben geldim Paşa hazretleri! Müşir''in gözleri doldu. Hasan Bey''in elini sıktı. -Tebrik ederim. Albay oldunuz. Esasen size daha önceden tebliğ edilmişti.

"Artık gam yemem Paşam" Hasan Bey''in avuçları ateş gibi yanıyordu. Gözleri çakmak çakmaktı. Hastaneden zorla çıkmış, sahile kadar yayan yürümüş ve orada bulunan bir askerî sandala binmişti. Ateşi otuz dokuz dereceden fazla idi. Müşir: -Zahmet ettiniz, hastasınız, ateşiniz var, hemen dönünüz, dedi. Hasan Bey Paşa''nın gözlerine hüzünle bakarak: -Artık gam yemem Paşam, dedi. Ben kırk yıl hasretle bugünü bekledim...

ÖNE ÇIKANLAR