Takvimler 1801 yılını gösterirken, İskenderiye yakınlarında bir yerde, çok çok eski zamanlarda Sezostris tarafından yontturulmuş iki sütun vardı. Her ikisi de yekpâre olan bu sütunlar, Kleopatra tarafından, artık harâbe olan ilk yerlerinden alınıp kendi adına inşâ ettirdiği mâbedde kullanıldığı için halk arasında, "Kleopatra Sütunları" olarak biliniyordu.
"Bunlardan birini beğenin" Mısır Hidivi Kavalalı Mehmed Ali Paşa, bir gün yanına Fransız ve İngiliz askerî erkânını almış harâbeleri gezdiriyordu. Sütunların yanına geldiklerinde her iki heyetin kumandanlarına hitâben, "Bu sütunlardan birer tanesini beğeniniz" deyiverdi.
O sıralarda Fransa, Mısır''ı yeni boşaltmış, İngiltere de Mısır üzerine planlar yapıp tûl-i emeller besler olmuştu. Bu sebeple her iki komutan da devlet ve millet gayretine kapılıp ayakta duran sütunu beğendiler. Ancak yine de neticeyi Kavalalı tâyin etti ve yerde yatık olan İngiliz''e, dikili duran da Fransız''a düştü. Sonra Kavalalı "büyük devlet" geleneğinin tabiî rahatlığı ve eminliği ile şu târihî sözünü söyledi:
"Devlet-i Aliyye''nin hediyesidir. Bir an evvel götürünüz."
Peki bundan sonra ne mi oldu? İngiliz erkân-ı harbiyesi bir komisyon kurup nakliye işini inceletti. Sütunun İngiltere''ye getirilmesi, Fransızlar''a karşı mühim bir gurur vesilesi olacaktı; ama ne yazık ki bütçede bu nakliyeyi gerçekleştirecek meblağ yoktu. Bunun üzerine bir yardım sandığı kuruldu. Toplanan parayla eski bir Fransız harp gemisi satın alındı. Fakat, hesaplar yanlış yapılmıştı ve 250 ton ağırlığındaki bu sütun, aslâ İngiltere''ye taşınamadı...
Fransızlar, işi ciddî tutarlar Fransa, o yıllarda ihtilâlden yeni çıkmıştı ve genç devlet, gücünü göstermek istiyordu. X. Şarl, bahis mevzuu sütunun nakli için Mısır Mümessili Şanpolyon''a emir verdi. Paris Meydanı''nı bu sütunla süslemek istiyordu. Fransızlar, işi ciddî tutarlar. Bir yandan Toulon''da hususi bir gemi inşâ ederken, diğer yandan Mısır''da da sütunun naklini kolaylaştırıcı tedbirler alırlar.
Aylarca sonra sütun, ahşap bir silindir içine alınarak ambalajlanmış oldu. Artık çöl şartlarında yuvarlanarak taşınabilecek ve Nil üzerinden Akdeniz''e, oradan Okyanus''a ve nihâyet Sen Nehri''nden Paris''e götürülebilecekti... Öyle de oldu. Sütun, ancak 7 ayda Paris''e ulaştırılabildi...
"Büyük devlet olmak" Kavalalı''nın jestine bakarak, "büyük devlet" olmanın hem zihnî-fikrî, hem de siyâsî planda devletlûlara ve devlete ne nüfuz ve salâhiyetler verdiğini görmek ve gerçek iktidârın ne olduğunu anlamak mümkün. Fransızlara çok pahalıya mal olsa da, öyle bir Osmanlı''nın hediyesini bilerek kim reddedebilirdi ki?..

