Kaydet
a- | +A

Sultan II. Mahmud Han''ın Rumeli seyahatinde, Prusya Büyükelçisi Mareşal Von Moltke''de ona refakat etmişti. 1871''de kurulacak olan Alman İmparatorluğunun Başvekili olan Von Moltke intibalarını şöyle anlatıyor: "5 Mayıs 1837 günü Şumnu''ya geldik. Yolun iki tarafında şehrin ileri gelenleri selama duruyorlar, sağda Müslümanlar, solda Hıristiyanlar... Bu arada Padişah halka şöyle hitabetti: "Siz Rumlar, siz Bulgarlar, siz Yahudiler, hepiniz Müslümanlar gibi Allah''ın kulu ve benim tebaamsınız. Aranızda fark yoktur..." Padişah, seyahatin bütün masrafını kendi parasından ödüyordu. Duyduğuma göre yanına 2.5 milyon altın lira ve birçok kıymetli eşya almış. Bu paranın çoğunu fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine dağıtacaktı. Hiçbir fakirin veya sakatın yanından geçmedik ki, padişah, adamları vasıtasıyla bir altın göndermiş olmasın... Geçen gün padişah, pek maharetle bizzat sürdüğü 4 atlı faytonu ile gidiyordu. Fakir bir kadın, değneğin ucuna taktığı istidayı, elinden geldiği kadar ileri uzatmıştı. Fakat pek hızlı gidildiği için onu kimse farketmedi. Yalnızca padişah gördü. Atları durdurdu ve subaylarından birini gönderip kâğıdı aldırdı, sonra yine arabasını sürdü.

Osmanlı''nın Gülistanı... Birer Osmanlı Eyaleti olan Eflak''ın Prensi Sturdza ile Boğdan''ın Prensi Ghika da padişahı görmek için Şumnu''ya gelmişlerdi. Padişah onları kabul etti. Bu yarı hükümdarlar, iki saat güneşin altında ayakta bekledikten sonra padişahın huzuruna kabul edildiler. İki dizleri üzerine çöktüler ve Şevketmeâb''ın eteğini öptüler. Kendilerine birer şeref kürkü ile şal hediye edildi. Şumnu''dan Silistre''ye, oradan Rusçuk''a, oradan da Tırnova''ya gelindi. Nihayet 21 Mayıs günü Kızanlık''taydık. Burası harikulade yeşil bir yer. Minareler bile iri ceviz ağaçları arasından zor farkediliyordu. Her tarafta pınarlar fışkırıyor ve dereler akıyor. Bütün bahçeler bu derelerle sulanıyor. Her türlü mahsul burada yetişiyor. Fakat hepsinden mühimi, hava son derece güzel kokuyor. Bunun sebebi, her tarafta gül bahçeleri olması. Burası Osmanlı Devletinin Gülistanı. Burada gülleri sadece koklamıyorlar, onları yiyorlar. Gül reçeli İstanbul''da çok makbul tutulur. Bilhassa kahveden önce bir bardak serin su ile gül reçeli yenir, sonra kahveler içilir...

Artan para fakirlere... Nihayet Varna''ya gelindi ve burada bekleyen saltanat gemisi ile İstanbul''a avdet edildi. Bu seyahat sırasında padişah, konaklama masraflarından artan yanındaki bütün parayı fakirlere, muhtaçlara ve camilerin tamiratları için dağıttı, geriye bir şey bırakmadı..."

ÖNE ÇIKANLAR