Bir Cuma günü Edirne sarayında Osmanlı ülkesinin en kıymetli âlimleri, şaîrleri, vezir ve gazileri toplanmışlar "Can sohbeti" yapıyorlardı. Padişah çok neşeliydi. Güzel bir sual sordu: -Bilir misiniz ki bu Osmanlı devletinin kuvvet ve ihtişamı nereden gelir? Mecliste bulunanlar edeplice sükût ediyorlardı. Sessizliği Padişahın tatlı sesi yumuşattı: -Ülkemizde yaşayan velîlerden, âlimlerden, derviş gazilerden güçlenir Osmanlı milleti... O velîlerin, âlimlerin hepsi birer ışıktırlar. Osmanlı topraklarını nurlandırır, irşad ederler. İşte bugün onlardan birine daha kavuştuk Elhamdülillah...
"O, oğlum Mehmed''dir" Hacı Bayramı Velî önüne bakıyordu. Murad Han o anda heyecanla sordu büyük velîye: -Hacı Şeyhim, bizim bir müşkülümüz vardır. Sizden bir işaret alırsak gam yemeyiz... Kerem eyle, destur ver... Acep şu Konstantiniyye şehrini fethetmek bizlere nasip olacak mı? Peygamber efendimizin müjdesine erişebilecek miyiz?
Ak sakallı Hacı Bayram, gözlerini yerden kaldırdı. Başını sağa doğru çevirdi. Orada küçük bir çocuk değnek üzerine binmiş, süvarilik oynuyordu. Büyük Veli tane tane konuştu: -Her şeyin doğrusunu ancak Cenâb-ı Hak bilir. Velâkin bize öyle gelir ki, işte şuradaki çocukcağız ile şu bizim Kösemen (Akşemseddin) İstanbul''un fethini göreceğe benzerler. Koca Murad sevinçle gülümsedi: -O bizim oğlumuz Mehmed''dir. Hacı Bayram hazretleri doğruladı: -Fatih Sultan Mehmed!
Fatihler''e yol açabilmek... O andan itibaren Koca Murad''ın gönlünde yepyeni bir niyet filizlenmeye başladı... Nihayet o gün gelmişti... Murad Han; bütün âlimler, vezirler, paşalar ve devlet adamlarının huzurunda, padişahlığı kendi isteği ile oğlu Mehmed''e bıraktığını ilan etti.
Bu hadise Osmanlı tarihinde tektir. Bunu yapabilmek için, Fatihler''e yol açabilmek için, ancak Koca Murad ahlâkında olmak gerekir.

