Asırlar önce Osmanlı topraklarının ücra bir köşesinde ak sakallı, nurani simalı bir zat varmış. Zühd ve takvâ sahibi olan bu mübarek, kendi hâlinde sâkin bir hayat yaşarmış. Halkın sevip saydığı bu muhterem zâtın ilginç bir âdeti varmış. Kendisine bir ölüm haberi verildiğinde, hemen çoğunlukla: "Yuh olsun", dermiş. Halk bunun sebebini bir türlü anlayamaz, bu muhterem kişinin bazı kimselerin ölümünden sonra, "Yuh olsun" demesinin sırrını bir türlü çözemezmiş. Ama hiç kimse de, bununla ne demek istediğini sormaya cesaret edemez ve bir hikmeti olduğunu düşünür, böyle faziletli bir ihtiyarın mânâsız bir davranış yapmayacağına inanırlarmış...
"Her nefis ölümü tadacaktır" Elbette "her nefis ölümü tadacaktır", bizim Yuhçu Baba da, vakit saat gelmiş, Hakkın rahmetine kavuşmuş. Haber kısa zamanda yayılmış. Herkes, cenazesinin kalkacağı câmiye koşmuş. Cenâze namazı kılınmış, Yuhçu Baba omuzlara alınmış. Tam mezara doğru götürülürken, halkın arasından biri, içinden, "O herkese ''Yuh olsun'' derdi. Ben de ona söyleyeyim" diye geçirmiş. Hemen arkasında da: "Sana da yuh olsun" deyivermiş. Demesine demiş ama, o zamana kadar olmayan bir şey olmuş. Omuzlardaki tabut sallanmaya başlamış. Taşıyanlar omuzlarından kayacağını sanarak daha bir sıkı sarılmışlar.
"Bana da yuh olsun"
Derken tabutun kapağı yavaşça açılmış, "Yuhçu Baba", nurani yüzüyle sözü söyleyene bakmış ve; "Eğer ben de onlar gibi hayatı boşuna çiğnemiş, dünyada âhireti kazanamamışsam, bana da yuh olsun" deyivermiş. Arkasından tabutuna uzanmış, kapak örtülmüş. Kalabalıktan hiç kimse ağzını açamamış. Cenazeyi kabre götürüp, defnetmişler. Herkes gittikten sonra kabrin başında bir süre kalıp, Yuhçu Baba''ya dua eden adam, derin derin düşünüyor ve şöyle söyleniyormuş: "Hayatım akıp gidiyor. Yaşadıklarım, bana yuh mu dedirtecek, yoksa aferin, sen kazandın mı dedirtecek?" O anda kabirden bir ses gelmiş; - Ben kurtuldum, şimdi "Yuhçu Baba"lık sırası sende...

