Kimi daha takımından ayrılmadan bir başka kulüp tarafından "Bize gel" diye çekiştiriliyor, kimi işinden ayrılmasına rağmen sözleşmesindeki pürüzler sürerken yeni bir teklif alıyor da, Fenerbahçe'yi Avrupa'da yarı finale çıkaran Aykut Kocaman'a neden en ufak bir davet yok?
Denizlispor, Ankaragücü, G.Birliği, Manisaspor, Trabzonspor, Eskişehirspor gibi kulüpleri çalıştırırken futbol dünyasına Tevfik Lav, Mesut Bakkal, Mehmet Kulaksızoğlu, Metin Bayındır, Ümit Bozkurt gibi yeni hocalar katan "ekip adamı" Ersun Yanal'a "Sen bizim antrenörlerimizle çalışacaksın" demek doğru mudur?
Ya bir kulübün bulduğu bir yabancıya ötekilerin de talip olması veya -Okay Yokuşlu gibi- bir futbolcu güzel bir gol attığında "Bizim olacak!" diye üzerine çullanmak basiret midir? Kulüpleri adına transfere karar veren insanların görüş açısı bu kadar kıt mıdır?
Yıldırım Demirören'in gazetesinde kayınbiraderi Haluk Ulusoy'a "belden aşağı vurarak faul yapması" korkunun işareti midir? Enişte Demirören kayınbirader Ulusoy'un tehditkâr ayak seslerini mi duymuştur?
UEFA'nın iki Türk takımını Avrupa'dan atması sonrasında, "Türkiye'de futbol Çavuşesku Romanya'sındaki futbolu andırıyor" dediği için Hıncal Uluç Ağabeyimizin yerin dibine batırdığı Rumen!- Mircea Lucescu'ya bir özür borcu doğmuş mudur?
"Fotoğraf sanatçısı" Ersun Yanal ile "gitarist" Slaven Bilic, "arabesk tutkunu" Fatih Terim ile baş edebilecek mi?
Şike takibatı yapan polis bize düşman, delilleri "dava açmaya değer bulan" savcı bize düşman, "Durum bildiğinizden daha vahim" diyen eski federasyon başkanı bize düşman, davayı karara bağlayan hâkim bize düşman, hem UEFA yönetimi, hem UEFA müfettişi, hem UEFA Disiplin Kurulu bize düşman... ya Başkanımız olmasaydı halimiz nice olurdu?

