NASILSIN RAHMETLİ? (hikâye: 328)
Gazeteci dostumuz uzun aradan sonra memleketini ziyarete gitmişti. Doğup büyüdüğü beldede artık birinci derece akrabası kalmamıştı aslında... Birkaç köy büyüğü, bir iki eski arkadaşı... Gazeteci, bekâr olarak çıktığı köye üç çocuğuyla dönmüş olmanın getirdiği "yaşlanmışlık" duygusuyla, büyük oğlunu da yanına alarak önce mezarlığın yolunu tuttu. Burada babası yatıyordu. Gazeteci, sessiz sedasız kendisini takip eden oğlu ile birlikte mezarlığın içinde, eskiden yerini çok iyi bildiği babasının mezarını aramaya başladı; çünkü zaman içinde, babasına çıkan yollara yeni mezarlar dolmuş, deyim yerindeyse "adres değişmişti." H Gazeteci, soğuk taşlar üstündeki yazılardan babasının mezarını ararken, okuduğu bir isimle sarsıldı.
Bu, buradan gitmeden önceki hayatında en samimi olduğu arkadaşıydı!
Nasıl olmuştu da böylesine "büyük" bir olayı duymamıştı?
Ağlayamadı.
Ağlamaktan daha büyük bir acı yaşıyordu.
Ellerini açıp eski arkadaşına dua etmeye başladı. Oğlu da onu taklit etti. H Gazeteci, akşamki Trabzon-Fenerbahçe maçı için beldedeki iki kahveden biri olan "gençlerinkine" gitti.
Daha masaya oturarak garsona çayını söyleyip sağa sola bakıyordu ki... Yan masada, televizyondaki maça dalıp gitmiş bir adamı görünce kahveden dışarı kaçtı.
Çünkü orada oturan kişi, gündüz mezarında dua ettiği arkadaşıydı.
Dışarıdakilere sordu, ölmediğini öğrenince tekrar içeri girip arkadaşının boynuna sarıldı. H Çaylar içilirken, "Haa, mezar mı?" dedi arkadaşı gülerek, "Sorma ya, kayınpeder bana ve kızına hediye mezar yaptırmış."

