Sultan Abdülaziz Han, Sadrazamlarından, tecrübeli devlet adamı Fuad Paşa ile birçok meseleyi istişare ederdi. Bir defasında, o günlerde İstanbul''da bulunan Mısır Hidivi İsmail Paşa ile hususi bir iş yapmak için görüşecekti. Bu meseleyi Fuad Paşa ile istişare etti. Fuad Paşa bunu mahzurlu buluyordu. Fakat Sultan Abdülaziz Han''ın bu işe fazla istekli olduğunu gördüğünden; -Devletlû Hünkârımız nasıl arzu buyuruyorlarsa öyle olsun, dedi...
Padişah yazılı belge istedi! Fakat aradan birkaç saat geçince Padişah, Fuad Paşa''nın kendisine niçin net bir cevap vermediğini düşündü. O gece bir adamını, Kanlıca''da bulunan yalısına gönderdi ve Fuad Paşa''dan, bu mesele hakkındaki görüşünün ne olduğunu yazılı olarak bildirmesini istedi.
Gayet açık sözlü ve hazırcevap olan Fuad Paşa, bir kağıda şu satırları yazarak Padişaha gönderdi: -Efendimiz, bendenizde iki Fuad vardır! Birincisi Padişahımızın tebaasından "Vatandaş Fuad"dır. Vazifesi, Padişaha itaattir. Efendimizin her arzusu ve emri başının üstündedir, her fermanını fikir beyan etmeden kabul eder...
Hangisine sual buyururlarsa!.. İkincisi ise "Sadrazam Fuad"dır. Onun vazifesi ise, padişahımızın isteklerine karşı gelmek değil, o işin devlete, millete ve padişahımızın şahsına, faidesi veya zararı nedir diye düşünmek, bilgi ve tecrübesine istinaden o iş hakkında fikirlerini beyan etmek, sonra da verilen vazifeyi bihakkın yerine getirmekdir... Padişah Efendimiz bu meseleyi "İki Fuad"dan hangisine sual buyururlarsa o, vazifesi ile mütenasib cevab verecekdir.

