Çanakkale muharebeleri sırasında 7 yaşında olan ve savaşa katılan Recep Duray, daha sonra hatıralarında o günleri şöyle anlatır: "Çanakkale Savaşı başlamıştı... Köyümüz, muharebelerin cereyan ettiği bölgenin tam ortasında kalıyordu. Askerler, köyümüzün hemen üst taraflarında siperler kazıyorlardı. Kimbilir belki yarın buralar kan gölüne dönecekti. Düşman gemileri Boğaza girmişlerdi. Köydeki herkes gibi, anam ve kardeşlerim, cephanelikten siperlere arabalarla cephane taşımaya gidiyorlardı. O zaman henüz 7 yaşında olduğum için beni evde yalnız bırakıyorlardı...
Ne mutlu onlara...
Hiç unutmuyorum; tarih, 17 Mart 1915 idi... Evde kimse yok. Canım sıkıldı ve yandaki komşu Saliha Ninenin evine gittim. Kapı açıktı, içeri girdim. Saliha Nine, torunları Ahmet ve Üzeyir ile oturuyordu. Baktım, zavallı kadın ağlıyordu. Beni görünce: -Demin siperdekileri düşündüm. Ne mutlu onlara. Vatan borcunu ödüyorlar. Belki de şehid olacaklar. Ama biz burada oturu... Sözlerini tamamlayamadan hıçkırıklara boğuldu. Biraz sonra devam etti: -Yâ Rabbi! İhtiyarlığım yüzünden düşmana karşı savaşamıyorum. Mermi, cephane taşıyamıyorum... derken gözyaşları sel olmuştu... 90 yaşındaki bu mübarek kadın, ellerini açarak: -Affet beni Yâ Rabbi! dedi. Ben: -Üzülme Saliha Nine, ben de savaşmak istiyorum, ama bugün çocuğum yarın büyüdüğüm zaman vatanımı düşmanlardan koruyacağım! Sen ihtiyarsın, elinden bir şey gelmez ki, dedim. Dedim ya, dediğime de bin pişman oldum. Saliha Nine birden sertleşti ve:
"Yazıklar olsun bize!"
-Yazıklar olsun bize! Vatan elden gidiyor, biz hâlâ neler konuşuyoruz. Haydi, Recep, beraber cephaneliğe gidelim, dedi. Hemen evden çıktık ve onun torunlarını da alarak köyün biraz ilerisindeki cephaneliğe geldik..."
Acaba onları nasıl bir sürpriz bekliyordu?!.

