Bizim müdür Ercan yazıyı aldıktan sonra kendine göre bir sıra yapar mı bilemem ama benim ilk sıram Trabzonsporlu Yusuf'la ilgili... Bu genç kardeşimiz bizde sürati, iki ayağını da kullanışı ve çabukluğu ile "Geleceğin oyuncularından biri" fikri oluşturdu. Bir ara sakattı, tamam... Sonra döndü ve bir de baktık ki sol arkada... Sonra yeniden yedek... Sakatlık ve dönüş, yine yedeklik... En son da Beşiktaş maçında ikinci yarı yine sol arka... Maçı birlikte izlediğim dostlarıma, "Beşiktaşlıların gözü aydın. Maç bitti" dedim... Ve iki gol de Yusuf'un o sırada izinde olduğu o kanattan patladı... Yapmayın etmeyin teknik adamlar! Zaten az sayıda var bunlardan...
Hemen Galatasaray karşılığı!
Aziz Yıldırım halihazırda üstünde oturduklarının hiçbirinin tapusu olmadığını açık ve net açıkladıktan sonra, bir hafta geçmeden Galatasaray'ın başkan adaylarından Prof. Dr. Ahmet Özdoğan basın toplantısında, "Galatasaray şu anda dünyada en çok tapulu malı olan bir numaralı kulüptür. Avrupa ve Asya yakalarına topluca bir gezinti düzenleyeceğiz ve buraların ne halde oldukların göreceğiz..." gibi bir görev maddesinden söz etti. Sayın profesör; bence en hassas noktadan girdiniz. Yani bütün kulüplere karşın, biraz Beşiktaş hariç, damardan... Adaylığınız hayırlı olsun...
Ya Hamza kardeş işte böyle...
Bu sütunlarda yazdım defalarca... Hem Umut, hem Burak veya üçüncü santrfor Pandev, bu üçlüden ikisi bir arada oynamaz diye... Haaa Yasin de, Bruma da Galatasaray'a tam uygun değiller ama ehveni şer diye bir deyimimiz vardır. İki ön kenarı yüksek kalitede olmayan hiç bir takım büyüklük taslayamaz diye yazdık durduk... Nasıl; Yasin ve Bruma idare ediyor değil mi hocam?
Sağ olasın Sayın Yıldırım!
Aziz Yıldırım, malum okul meselesi ile ilgili yaptığı basın toplantısında, benim uzun zamandan beri ortaya attığım iddiamın altını imzaladılar. Teşekkür ederim. Ben diyordum ki, ne Saracoğlu, ne Dereağzı, ne Faruk Ilgaz Tesisleri, ne Samandıra, ne Düzce, ne Ankara, hiç biri Fenerbahçe'nin tapulu malı değildir. Fanatikler ve uçmuşlar da bana karşı çıkıyorlardı. Şimdi inandınız mı, Sayın Azizbahçeliler?
Helal olsun Maraton!
Cumartesi mi, pazar mı, tam hatırlamıyorum, Lig TV'nin Maraton programındaki yorumcularımız bir pozisyonu değerlendirirken, "Bariz gol şansı..." gibi üç kelimeden oluşan bir kuralı nihayet telaffuz ettiler. Tebrikler! Doğru bir tanedir... Neyse ki, bizim A Spor'daki Doksan Dakika programı var da, doğru yolu gösteriyoruz...
Bizde böyle Federasyon var işte
Futbol Federasyonu Disiplin Kurulu, bir Süper Lig Kulübü'nün taraftarlarına çirkin ve küfürlü tezahürattan 20 bin lira ceza kesmiş. Ne var bunda mı? Ne olmaz ki? Ceza alan seyirci, 100 kişilik Başakşehir Kulübü taraftar grubu... Ne kadar hassasız değil mi?
Beşiktaş yönetiminin en önemli görevi!
Son günlerde gerek yazılı, gerekse de görüntülü basında yer alan haber ve yorumlara göre, Beşiktaş'ın İnönü Stadı'nın hizmete girebilmesi için bir sezonun daha geçmesi gerekiyormuş... Ben inşaattan anlamam ama bu işle yıllardır uğraşan dostlarım da aynı görüşteler. O zaman, kalırsa Bilic ve oyuncularının şimdiden yeni yeni ufuklar için hazırlıklı olmaları gerekir. Tabii ki yönetimin de, bir an önce temelli bir "Geçici bir ev" bulması gerekir. Bence Kocaelispor'un sahası olabilir bu... Nevzat Demir'den otobüsle yarım saat... Oyuncun da eşofmanla gider döner...
Vefa Küçük dostum, oku bunları!
Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu başkanı, yeniden seçildiği için kutluyorum da, 3 Mayıs sebebiyle yaptığı konuşmayı gözden geçirmelidir... O dolma bilgileri kendisine kim sunmuştur? Yani Fenerbahçe'nin kuruluş tarihinin doğrusu nedir? Atatürk büstünün dikildiği 01.06.1934 mü, Atatürk'ün kulübe uğrayışı olan 03.05.1918 mi, yoksa abuk sabukların 19.07.1907 palavrası mı? Aman aman sakın ha Siyah Çoraplılara hiç girme. Yoksa bir Galatasaraylının Fenerbahçe'yi kurduğunu kabul edersin... Hadi yönetiminin tarihinden haberi yok... Hadi 2 bin 500 avroya satılan Asr-ı Fener'i hazırlayanların da öyle, bari sen Vefa dostum, sen hataya düşme! Bir hatırlatma daha... Hani şu Atatürk'ün, "Benimle beraber 3-3 oldu" sözünü ettiği sırada orada bulunan dönemin önemli üç adet gazetecisinden neden acaba bir teki dahi bunu gazetelerinde yazmadılar? Hani devlet sırrı da değil ya...

