“En ağır imtihan geri dönüşteymiş. İstanbul’a yuvamıza döndüğümde bunu hissettim”
Hacca gidiş hatıramı anlatmaya bugün de devam ediyorum. Kâbe-i şerifi karşımda ilk gördüğümde nutkum tutulmuştu. İlk duamın ne olacağına karar verememiştim. Ne diyeceğimi ne söyleyeceğimi bilemez düşünemez hâldeyken zihnimde Hazreti İbrahim aleyhisselâmın o meşhur teslimiyeti yankılandı.
Rabbimiz ona "İnsanları hacca çağır!" buyurduğunda, o büyük peygamber büyük bir mahcubiyetle "Ya Rabbi, sesim bu ıssız vadide kime ulaşır?" diye sormuştu.
Allahü teâlâ ise "Sen seslen, ulaştırmak bizim işimizdir" buyurarak gönülleri o merkeze davet etmişti.
İşte o an anladım bizler o gün bu çağrıyı ruhlar âleminde duyanların Hazreti İbrahim aleyhisselâmın “İnsanların gönüllerini onlara meylettir" duasında yer bulanların kervanındaydık...
Kâbe’nin duvarları yükselirken edilen o ihlaslı dua gibi "Rabbimiz! Bizden kabul buyur" diyerek eğildik o eşikte. Demek ki bizim de nasibimizde o ezelî davetin peşinden gitmek varmış, elhamdülillah...
Mekke’de geçirdiğim her an, sanki yıllardır orada yaşıyormuşum da bir süreliğine gurbete gidip asıl vatanıma dönmüşüm gibi hissettirdi kendimi bana. Kâbe’nin etrafındaki o aşina yüzler, Arafat’ta aynı vakfeye durup birbirimizin âmin dualarına gözyaşlarımızı kattığımız o can dostlar... Her biri ailemizin bir ferdi gibi oldu.
Ancak en ağır imtihan geri dönüşteymiş. İstanbul’a, "yuvamıza" döndüğümde evin kapısını açarken o buruk hisle irkildim.
"Burası neresi, benim evim neresi?"
Mekke’nin manevi iklimine o kadar alışmıştım ki, kendi evimin kapısında bir an afalladım. Meğer insan, kalbini bıraktığı yerin yabancısı oluyormuş.
Şimdi geriye dönüp baktığımda; "Bu dünya hayatında en çok neyi sevdin?" diye sorsalar, hiç duraksamadan cevap veririm. Önce hacı olmayı, sonra da anne olmayı çok sevdim. Rabbim, kalbi o topraklarda asılı kalan bizlere ve isteyen herkese o ezeli çağrıya yeniden icabet ederek yeniden o huzura varmayı nasip etsin. Nasipse, yine geliriz...
Gülçin Köker- İstanbul

