AB içinde Türkiye politikasının yeniden belirlenmesi için kapalı kapılar ardında görüşmeler devam ediyor.
Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Lüksemburg zirvesinin ardından ilk defa bugün, AB üyesi 15 ülkenin dışişleri bakanları ile biraraya geliyor. Brüksel''deki AB gözlemcileri, "yemekli toplantıyı", Ankara ile Brüksel arasında siyasi diyaloğun yeniden başlaması olarak tanımlıyorlar. AB Komisyonu Sözcüsü, dışişleri bakanlarının, "deprem yardımı" dışında Ankara''nın adaylığını da görüşeceklerini ifade etti. Toplantı sonuç bildirisinde, "deprem yardımı" çerçevesinde, "Türkiye" konulu bir paragraf yer alacak. Saariselka toplantısı ile Ankara''nın adaylığı konusunu tartışmaya açan AB Dönem Başkanı Finlandiya, Helsinki zirvesinde "Türkiye uzlaşması" sağlanması için bir dizi meseleyi aşmaya çalışıyor. AB üyesi ülkeler, "Türkiye''ye çizilecek yol haritası" konusunda ortak bir görüşe sahip değiller. AB içinde Türkiye politikasının yeniden belirlenmesi için kapalı kapılar ardında görüşmeler devam ediyor.
JEST BEKLENTİSİ Brüksel''de görüştüğüm SPD Başkanı Rudolf Scharping, Avrupa medeniyetinin "insan hakları, azınlıklar, demokrasi" gibi temellere oturduğunun altını çizerken, Türkiye''nin bu normlara uyması gerektiğini kaydetti. Scharping''in, Türkiye''ye "aday" statüsü verilmesi ifadelerinden kaçınarak, açık bir AB perspektifi verilmesi şeklinde kullandığı cümleler dikkat çekiyor. Yunanistan''ın AB işlerinden sorumlu bakanı Kranidiotis ise Kıbrıs''ın üyeliğine Ankara''nın ses çıkartmaması ve AB''nin de Kıbrıs''ın tam üyeliği için Helsinki''de bir tarih vermesini istiyor. Kranidiotis, "Türkiye bir Avrupa ülkesidir. Türkiye''nin yeri Avrupa''dır. Türkiye, diğer adaylarda aranan kural ve kıstaslara uymak zorunda. Türkiye''nin aday olabilmesi için bazı yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğinin şuurunda olduğunu umuyoruz" diyor. Görüleceği gibi, AB üyesi ülkeler, Helsinki zirvesi öncesi Ankara''dan "jest" bekliyor.
İŞİMİZ KOLAY DEĞİL Diğer taraftan İsveç, Ankara''daki ticari ihalelerde dışlandığı düşüncesiyle "insan hakları, demokratikleşme, Güneydoğu" konularının, adaylık için müzâkere yapılmasını istiyor. İsveç''i destekleyen Danimarka ve Avusturya''nın da aynı görüşte olması Türkiye''nin işinin hiç de kolay olmadığının bir göstergesi. Helsinki sürecinde Avusturya, Türkiye''ye büyük zorluk çıkaracak engellerden biri olarak ortaya çıkıyor. Avusturya''yı "sessizce" destekleyen Lüksemburg da Türkiye''nin aday olmadan, insan hakları, demokratikleşme, Güneydoğu meseleleri alanında adım atmasını istiyor. Aslında, Ankara''nın AB entegrasyonu sürecine çomak sokmak isterseniz elinizde birçok gerekçe var. Avrupalı Hıristiyan Demokratlar, Avrupa Birliği''nin bir medeniyet projesi olduğunu, Türkiye''nin Müslüman olduğu için birliğe üye olamayacağını söylüyorlar. Sosyal Demokratlar da, Avrupa''nın demokrasi, insan hakları gibi temellere oturan bir medeniyet projesi olduğuna işaret ederlerken, Türkiye''yi bu medeniyetin beklentilerine cevap vermemekle eleştiriyorlar. Avrupalı Hıristiyan Demokratlar ve sosyalistler aslında "aynı noktada" buluşuyorlar. Herkesin gözünden kaçırdığı nokta bu. Eğer ortada bir "medeniyet projesi" varsa, bu kulübe daha önce dahil olanlara "üye olmak" için yardım edilip, sıra Türkiye''ye gelince çok farklı yaklaşım sergilenmesi, AB''nin çıkmazı olarak önümüze çıkıyor. Kopenhag kriterleri, Türkiye resmen aday olduğu zaman geçerlidir. Bunun dışında yapılacak müzakereler Ankara''yı AB''den dışlama manevralarından başka bir şey değildir. 21. yüzyılda AB''nin "çok dinli çok kültürlü" yapıya kavuşamaması ise Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya''da taşların oynamasına yol açar ki, kimse bunun altından kalkamaz. AB''nin Türkiye ile ilgili politikalarında bir açılıma gitmek zorunda olduğunu Brüksel''deki gözlemciler dile getirirken, Lüksemburg zirvesi kararlarının Helsinki''de onarılıp onarılmıyacağı sorusunun cevabını aramaya devam edildiğini vurguluyorlar. Gözlemciler, AB içinde Türkiye ile görüş ayrılığının ise bir türlü giderilmediğinin altını çiziyorlar.
Gündemi deprem belirledi İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüsamettin Kavi, depremin Türkiye''yi Avrupa gündemine oturttuğunu söyledi. Kavi, Türkiye''nin reel ekonomideki tahribata rağmen bir dünya ülkesi olduğunu ve ve önünde dünya pazarlarından başka hiçbir gerçek olmadığını belitti. Tam üyelik sürecindeki entegrasyonun, sadece siyasi platformda ya da yasal düzenlemelerde yapılacak değişikliklerle başarılı olmasının mümkün olmadığını da kaydeden Kavi; onu uygulayacak, hayata geçirecek ve sahip çıkacak olanın toplum olduğunu belirtti. Depremin, aslında Türkiye''nin gerçekleri görmesi gibi bir sonuç doğurmuş olabileceğine işaret eden Kavi, işsizliği gidermenin yolunun yeni pazarlar üretmekten geçtiğini bildirdi. Kavi, "Türkiye''nin bulunduğu bölgede istikrarın ve düzenin sağlanması ve de iklimi yeni yatırımlara müsait hale gelmesi lazım. Bizim ekonomik iklimimizi, dünyanın sermayesini ülkemize çekecek bir yapıya taşımaktır. AB''nin genişleme sürecinde Türkiye''nin bu potansiyel içinde düşünülmesinin özündeki en temel gerçek budur" dedi. Finlandiya''daki hafta sonu toplantısından çıkan mesajın da "AB''nin bundan böyle diğer ülkelere ne uygulanacaksa Türkiye''den aynı şeylerin isteneceği" olduğunun altını çizen Kavi, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye kendine düşen görevi yerine getirmeli. Şu an bir defa Türkiye''nin AB ile Lüksemburg''dan sonra donmuş olan ilişkileri, gayrıresmi olarak son bir kaç aydır sürdürülen çalışmalar bir resmi diyalog sürecine dönüşüyor. Ayın 13''ünde (bugün) yapılacak toplantıdan sonra muhtemel ki Helsinki zirvesine kadar olan süreçte iki tarafa düşen görevler var." "Türkiye AB''ye girmezse üçüncü dünyanın ortasında bir yerlerde kalır. İç çekişmeler, istikrarsızlığın hâlâ devam ettiği bir sürecin parçası olur" görüşünü dile getiren Kavi, "Türkiye, ekomide gerçek gücünü bulamaz, potansiyellerini harekete geçiremez" dedi. 2000 yılında Türkiye''nin yüzde 5-10 arasında büyüyeceğine işaret eden Kavi, "Türkiye büyürken diyorum ki gelin beyler gelin. Hep beraber bu iklimden yararlanalım. Türkiye''nin bir tek büyük handikapı; devlet ekonomiden en süratlı bir şekilde çıkmak zorundadır" diye konuştu. Kavi, Türkiye''nin istemesi durumunda AB üyeliği yolundaki kaza riskini azaltabileceğini, riski azaltan bir toplumun kaza da yapmayacağını belirtti. Kavi, şunları söyledi: "Yok eğer topluma rağmen, bir takım yerler bir kaza ortamı oluşturup da tekrar ilişkilerin gerilmesi gibi bir sonucu sağlayabilirler mi? Toplumun düşüncelerinin çok daha net ifade edildiği bir süreçte adım adım yol alan bir Türkiye''de, birilerinin toplumun ortaya koyduğu net yaklaşıma ve tavırlara rağmen zor gibi görüyorum. İmkânsız demiyorum. Çünkü yaşadık bunları. Ama giderek bunun zorlaştığının farkındayım."
CHP-PASOK işbirliği Yunanistan Sosyalist Partisi PASOK ile CHP kurumsal işbirliğine gidiyor. Bu amaçla Brüksel''de, Avrupa Sosyalist Partiler Zirvesi''nde bir araya gelen PASOK heyetini Yanos Kranidiotis, CHP''yi de Genel Başkan Yardımcısı İnal Batu ile Genel Sekreter Yardımcısı Şule Bucak temsil etti. Batu, zirvede "Türkiye''nin önüne talepler listesi verilip; ''bunları yerine getir, ondan sonra AB''ye aday ol'' denirse bu haksız ve ayırımcı olur. Ondan sonra diğer adaylar gibi tam üyelik yolunda mesafe alır, gereklerini yerine getirir. Bizden bir takım gerçekci olmayan aşırı taleplerde bulunulması yaklaşımı yanlıştır" mesajını verdiğini söyledi. Yunanlıların da, prensip olarak, bu yaklaşıma sıcak baktıklarını ifade ettiklerini kaydetti. Avrupa Sosyalist Partiler Zirvesi''nde söz alan CHP Genel Sekreter Yardımcısı Şule Bucak, Türkiye ve Yunanistan''daki depremlerin iki halkı birbirine daha da yakınlaştırdığına dikkati çekerek, tüm Avrupa halkı ve hükümetlerine deprem sırasında Türkiye''ye gösterdikleri yakınlık için teşekkür etti.
Yardıma yeşil ışık Avrupa Parlamentosu''ndaki siyasi gruplar, Marmara depremi konusunda, bu haftaki genel kurul çalışmalarına sunulmak üzere ortak bir karar tasarısı hazırladılar. Tasarıda, deprem sonrası bölgenin yeniden inşası için AB''nin devreye girmesi isteniyor. Perşembe günü oylanacak karar taslağında AB''nin Türkiye''ye, depremden zarar görenlere, konutları yıkılanların yeniden inşası başta olmak üzere her türlü yardım yapması isteniyor. Diğer taraftan, bütün gruplar, Akdeniz Fonu (Meda) çerçevesinde Türkiye''ye aktarılması gereken 150 milyon Euro tutarındaki paranın, deprem yardımı için verilmesi yönünde görüş birliğine vardılar.

