Eni, boyu ve yüksekliği olan cevhere, yâni şekil almış maddeye 'cisim' denir.
İbrâhim Reyyâhî hazretleri Mâlikî mezhebi fıkıh âlimidir. 1180 (m. 1766)’da Tunus’un Tesfûr denilen bölgesinde doğdu. 1266 (m. 1850)’de Tunus’ta vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Kalbin ve ruhun tarifini, îzâh edeceğiz. Evvelâ kalbin ve ruhun mevcut olduklarını bildirelim. Ruhun varlığı meydandadır. İnsana en mâlûm olan şey, kendi varlığıdır. Fakat, "ruh madde midir, madde değil midir? Kendi kendine var mıdır, yoksa başka şey ile mi bulunur?" gibi ve daha başka sıfatlarını isbât etmek câizdir. Bunun içindir ki, aşağıdaki beş madde zikredilmektedir. Kalb ve ruh, cevherdir. Yâni kendileri vardır. Her mahlûk, yâ cevherdir, yâhut ârazdır. Varlıkta kalabilmesi için, başka bir mahlûka muhtaç değilse, kendi kendine var ise, buna (cevher) denir. Varlıkta başka bir şeye muhtaç ise, (âraz) veya (sıfat) denir. Madde ve cisim, birer cevherdir. Bir cismin rengi, kokusu, şekli ise ârazdır, özelliktir. Renk, cisim ile vardır. Cisim olmazsa, renk olamaz. Cevher, iki türlüdür. Biri (Mücerred), yâni maddî olmayan varlıktır. Ağırlığı, şekli, rengi ve his organlarına tesîri yoktur. İkincisi maddedir. Mücerred olan cevher, his organları ile duyulmaz, parçalanamaz. Akıl ve ruh böyledir. Madde ise, his olunur ve parçalanabilir. Cisim, maddenin şekil almış hâlidir. Ruhun cevher olduğu birçok şekilde isbât edilmiştir. En basît yol şöyledir ki, âraz yâni hâssa, bir cevher üzerinde bulunur. Cevher, ârazı taşımaktadır. His olunan, düşünülen her şeyi ruh almakta, taşımaktadır. Bunun için kalb ve ruh, cevherdir, âraz değildir. Âraz, âraz üzerinde de bulunabilir diyerek, meselâ sürat, yâni hız, harekette bulunur diyerek, bu isbâtı kabul etmeyenler de vardır. Kalb ve ruh, basîttir. (Basît) demek, parçalanamaz, ayrılamaz demektir. Bunun karşılığı, bileşik yâni (mürekkeb) olmaktır. Ruhun basît olduğu şöyle anlaşılır ki, basît olduğu bilinen şeyi, ruh kavramaktadır. Kalb ve ruh, mürekkeb yâni bileşik olsaydı, parçalanabilseydi, basît olan bir şey bunda yerleşemezdi. Çünkü, ruh parçalanırsa, bunda yerleşen basît şey de parçalanmak lâzım gelir. Basît olan şey ise, parçalanamaz. Kalb ve ruh, cism değildir. Eni, boyu ve yüksekliği olan cevhere, yâni şekil almış maddeye (cisim) denir. Cisimde yerleşen şeylere cismânî denir. Âraz, yâni özellikler, cisimlerde bulundukları için, cismânîdirler.

