“Âbidde de ârifte de nefse düşmalık vardır. Fakat ikisinin düşmanlıkları farklıdır."
Seyyid Muhammed Dehlevî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Çeştiyye evliyâsının büyüklerinden olup Çerağ-ı Dehlevî Nasîruddîn Mahmûd’un en büyük talebelerinden, halîfelerindendir. 891 (m. 1486) senesinde Hindistan’da Dehlî şehrinde vefât etti.
Kıymetli eserler telif etmiş olup, Bahr-ül-me’ânî isimli eserinde buyuruyor ki: “Uzun seneler, zâhirî ilimler üzerine çok çalışıp gayret ettim. Fakat asıl maksaddan gâfil idim. Ne zaman ki, tasavvuf büyüklerinin, hakîkî İslâm âlimlerinin sohbetlerine kavuştum, işte ondan sonra ilerlemeye başladım. Son otuz senedir bu yolda ilerlemeye gayret ediyorum. Allahü teâlânın ihsânları ile çok şeylere kavuştum. Otuz senedir diğer insanlar gibi konuşmaya tövbe ettim. Söylediğim her kelimenin, âhırete yarar sözler olmasına dikkat ediyorum.”
Yine bu kitapta; ebdâl, evtâd, aktâb, efrâd diye bilinen evliyâullah ve diğer Allah adamlarının sayıları, isimleri, mertebeleri zikirleri, ömürleri, hâlleri ve kısımları gayet açık ve geniş olarak öyle güzel anlatılıyor ki, daha güzel anlatılması düşünülemez. Bunlar hakkında diyor ki: “Hepsi ile ayrı ayrı görüştüm. Her birinden çok faydalar elde ettim. Hepsinin makamlarını, mertebelerini de müşâhede ettim... Ey dostum! Bu yüksek zâtların adedi belli değildir. Sayılan pekçoktur. Bunlar, insanların gözlerinden saklıdırlar. Ancak seçilmiş, üstün kimseler onları görebilir ve anlayabilir.”
“Eğer, insanlar velî zâtların kadrini, kıymetini bilip iyice anlayacak derecede olsalardı, herkes karşılaştığı bütün insanlara karşı edebli olurdu. Çünkü, görünüş itibârıyla velî de bizim gibi bir insandır ve karşılastığımız bir kimse de, Allahü teâlânın bir velî kulu olabilir. Velî, şekil ve şemail bakımından, giyinip kuşanma bakımından ve diğer birçok beşerî sıfatlarla, diğer insanlardan farklı olmayan bir kimse gibi görünür. Hâlbuki, haddizatında o, diğer insanlardan tamamen farklı, apayrı bir insandır. Her ân gönlü Allahü teâlâ iledir ve O’nun muhabbeti ile yanmaktadır. İşte velînin asıl hâlini bildiren bu husûsiyetini, ancak onun gibi olanlar anlar. Diğer insanlar ise, onu kendileri gibi bir kimse zannederler.”
“Âbidde (Allahü teâlâya çok ibâdet edende) ve ârifte nefse düşmalık vardır. Fakat ikisinin düşmanlıkları farklıdır. Âbid, nefsinin yaptıklarının kendisi için zararlı olduğunu bildiği için, nefsin yaptığı işlere düşmandır. Ârif ise, işleriyle birlikte, nefsin kendisine de düşmandır. Çünkü nefis, Allahü teâlâya düşmandır.”

