Mayıs ayının ilk iki haftasını Amerika''da geçirdim. Dokuz saat süren uçak yolculuğu esnasında, en çok düşündüğüm konular arasında: Amerika''nın keşfi ile Pirî Reis''in o meşhur "Dünya Haritası" vardı. Pakistanlı alim Prof. Muhammed Hamidullah: "Pusulayı ilk önce Müslümanlar''ın yaptığını ve Amerika kıt''asına, Kristof Kolomb''dan çok daha önce Müslüman gemicilerin çıktığını" yazıyor. Eski Marksistlerden meşhur Roger Garaudy de aynı kanaatte. Garaudy, Sosyalizm ve İslâmiyet" isimli eserinde diyor ki: "Müslümanlar, İspanya''ya hâkim oldukları devirlerde, çok kuvvetli bir ticaret filosu kurdular, daha sonra bu güçlü filo ile Amerika kıt''asını keşfettiler!" Acaba biz, tarih kitaplarımızda, bazı gerçekleri, çocuklarımıza neden öğretmiyoruz? İlimde, sanatta, teknikte, temizlikte, şehircilikte Türk-İslâm Dünyasının, bir zamanların Avrupa''sından çok daha önde olduğunu neden ortaya koymuyoruz? Yola çıkmadan önce, Amerika''da neler göreceğimi az-çok tahmin ediyordum. Bu bakımdan gördüklerim, beni fazla şaşırtmadı. Amerika''yı, şöyle kıyısından-bucağından önce Chicago''da tanımaya başladım. Sonra Las Vegas''ta ve New York''ta! Sosyalist Rusya''nın neden gümbür gümbür yıkılıp gittiğini Amerika''da bir kere daha gördüm. ABD Türkiye''den 13 defa daha büyük. Nüfusu da 250 milyon civarında. Şehirleşme çalışmalarında, ölçüler daima büyük tutulmuş. Caddeler çok geniş. Meydanlar-havuzlar büyük, iş merkezleri çok yüksek, hava meydanları ve terminalleri muhteşem. Apartmanları birkaç minare boyunda, bazı otellerin giriş kısımları bin metre kare civarında. Duvarlara veya binaların ön yüzlerine konulan ışıklı reklâmlar bile 100 m2, 200 m2 genişliğinde. Altı şeritli yollardan, bizim o eski, yirmidört kürekli sadrazam sandallarımız gibi süzülerek geçen limuzinler, çok alımlı. Limuzin şoförleri sanki ülkelerinin banka müdürleri gibi giyinmişler. Cehennemi sıcağa rağmen, tiril tiril elbiseleriyle ve papyon kravatlarıyla etrafa mağrur bakıyorlar. Amerika''da eskimiş, boyası dökülmüş, bir tarafı çarpılmış veya üzeri hafifçe tozlanmış bir taksi görmek mümkün değil. Bütün taksiler ford marka ve sarı renkli. Şoförleri zenci veya Pakistanlı. Amerika, 102 katlı, 107 katlı devâsa binalar ülkesi! O binaların son katlarını, burun deliklerinizi gök yüzüne dikmeden göremezsiniz. İçlerinde, bazan 16.000 kişinin, bazan 50.000 kişinin çalıştığı çelik iskeletli muazzam ve muhteşem iş merkezlerini size nasıl anlatabilirim? New York şehrine, bir modern binanın 86. katından uzun süre baktım. Şehir bana, ilkokul sıralarında kullandığım kareli defterlerin sayfalarını hatırlattı. Gördüm ki bütün yollar, bütün caddeler birbirlerine paralel ve dik! Eğri-büğrü uzayan bir tek sokak, geniş bir daire çizen bir tek cadde yok. New York, bana 1-2 milyon evden, 100 milyon pencereden ibaret bir şehir gibi geldi. Ama ne kadar garip; evlerin, iş merkezlerinin % 99''u balkonsuz.
New York caddelerinde dolaşırken şair Ömer Bedrettin''in mısraları dudaklarımdaydı: "Sarp dağlarla örülmüş dört duvar içindeyim/Nerdesiniz yaylalar, nerdesiniz ovalar?" M0 civarında Avrupa ve Asya ülkesine gidip-geldim. En iri yarı, en şişman insanlar Amerika''da yaşıyor. Bazı kadınlar ve erkekler Japonlar''ın suma güreşçileri gibi. Göğüsleri göbeklerine, göbekleri dizlerine kadar sarkan bazı kadınlarla, neredeyse enleri boylarına eşit etli butlu bazı erkekler, sanki değirmen taşları gibi yuvarlana yuvarlana yürüyorlar. Bu şişmanlık, onların yanlış beslenmelerinden ileri geliyor. Bir Amerikalının sabah kahvaltısında yedikleriyle iki insan, hatta üç insan rahatça doyabilir. Bu çok şişman, bu çok biçimsiz Amerikalılar yanında Venüs soyundan gelmiş veya süt köpüğünden yaratılmış gibi zarif ve güzel kızlar-kadınlar, Apollo''nun torunları gibi boylu-boslu erkekler de var. Genç kızlar ve kadınlar, umumiyetle bir karış uzunluğundaki şortlarla geziyorlar. Genç erkeklerin üzerinde kolsuz fanilarla boyları diz kapakları civarında olan çok bol paçalı pantolonlar var. Ve nedendir bilmiyorum, o uzun terekli Amerikan kasketlerini, kafalarına ters geçiriyorlar. Terekler alınlarında değil; boyunları üzerinde duruyor. Kişi başına düşen milli gelir 30 bin doların üzerinde. Buna rağmen çok fakir olan, dilenen, geceleri, bazı dükkânların kapıları önünde kıvrılıp yatan zencilerle beyazlar da dikkat çekiyor. Avrupa ve Amerika, neden bizden ileri? Allah onlara beş kiloluk beyinler mi vermiş? Adamların dört gözleri, sekiz bacakları, onaltı kolları mı var? Batılılar''ın bizden farklı olan en büyük özellikleri, akıllarını kullanmış olmalarıdır. Cenab-ı Hakk buyuruyor ki: "Aklını kullanmayan necistir! Necis: pis demek, murdar demek, yavaş hareketli hayvan demek. Aklı kullanmanın tek yolu da okumaktan, öğrenmekten, bilmekten geçiyor. Kur''an''ın "oku!" emriyle başlaması boşuna değil! Okumayan, araştırmayan ilimde ve teknikte gelişmeyen milletler hep gerilerde ve karanlıklarda kalmışlardır. New York''ta bir halk kütüphanesini gezdim. Altı sütunlu kapısı, eski Roma saraylarını hatırlatıyordu. Üç katlı kütüphanenin okuma salonları üç-dört voleybol sahası genişliğindeydi. Tavanları sekiz-on metre yüksekliğindeydi ve o halk kütüphanesinin on milyon kitabı, ikibuçuk milyon kartlı okuyucusu vardı. Bizim Ankara''daki Milli Kütüphanemizdeki kitap sayımız bir milyondur. Resmi rakamlara göre Amerika''da bir yılda yapılan ilmî araştırma sayısı ikiyüz dörtbin altıyüz otuzikidir. Bizde ise sadece beşbin yüz yetmişsekizdir. Amerika''da bir yılda, bin kişi için basılan kitap miktarı dörtbindir; bizde ise sadece yedi. Evlerimizin % 95''i kitapsız ve kütüphanesizdir. Biz neden geriyiz? Avrupa ve Amerika neden ileri? Bunu ne zaman anlayacağız acaba?

