Kaydet
a- | +A

Bir haftadan beri Azerbaycan''dayım. Bu, ata yurduma onuncu gelişim. Diyebilirim ki, ömrümün en güzel ve en unutulmaz günlerini bu son Azerbaycan seyahatimde yaşadım. Duygularımı sizinle de paylaşmak için, sözün kapısını birazcık aralamak istiyorum.

Beni bu şirin ülkeye Azerbaycan Türk Kadınlar Birliği Başkanı Tenzile Rüstemhanlı Hanımefendi davet etti. Bakü''de, Gence''de, Kazak''ta, Süleymanlı''da, beni salon toplantılarına, radyo ve televizyon programlarına o çıkardı. Tenzile Rüstemhanlı, Türk Dünyasının meselelerini çok iyi bilen bir gayretli, bir ziyalı hanımefendi. Kocası, Azerbaycan''ın en önde gelen şairlerinden ve milletvekillerinden biri olan özü-sözü dupduru bir yürekli kişi: Sabir Rüstemhanlı.

Azerbaycan Türk Kadınlar Birliği, Bakü''de, 22 Nisan günü, Milli Dram Tiyatrosu salonunda, çok seçkin bir davetli huzurunda, benimle ilgili bir edebiyat günü hazırladı. Programın açış konuşmasını yapan Tenzile Rüstemhanlı''nın bir cümlesi, salonda birden bire yedi veren güller gibi açıldı: "Eğer dedi, benim yetkim olsaydı, burada, Yavuz Bülent Bakiler''e Azerbaycan''ın Fahri vatandaşlık belgesini verirdim! Çünkü O, sadece Türkiye''nin değil, bizim de şairimizdir. Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır diyen Yavuz Bülent Türkiye''nin olduğu kadar bizim yurdumuzun da gerçek sevdalılarından biridir!.."

Onun bu cümlesini, salondaki dinleyiciler uzun uzun alkışladılar. Biraz sonra, genç bir adam, kucağıma kocaman bir gül demeti uzatarak gönlümü kanatlandırdı: "Bu güldestesi, size eski Cumhurbaşkanımız Ebülfez Elçibey''in bir armağanıdır. Bilesiniz ki biz sizi çok sevirik!."

Bakü''deki bu programı, büyükelçimiz sayın Kadri Ecvet Tezcan da zarif eşiyle birlikte şereflendirdiler. Bu, benim, yurt dışında katıldığım çeşitli toplantılarda şahit olduğum ilk güzellik.

Dram Tiyatrosu''nun seçkin davetlileri arasında, Türkiyemizden üç sevgili dostum da vardı: Prof. Dr. Sadık Taral, Prof. Dr. Reşat Genç ve Aydınlar Ocağı Başkanı Dursun Dağaşan! Azerbaycan Devlet Tiyatrosu sanatçılarından Nurettin Mehtihanlı, Anamın Türküleri isimli şiirimle kürsüye çıktı:

Anam türkü söylerdi bana masal yerine

Hüzünlü, boynu bükük, hep Azeri türküler...

Beytinden sonra, o güzelim sesiyle Azerbaycan laylaları -ninnileri- okumaya başladı. Şiir, laylalarla birlikte boylanıp-boslanınca, Prof. Sadık Tural, gözyaşlarını tutamadı. Ben de misilsiz derecede duygulandım.

Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır şiirimi de, yine Az. Devlet Tiyatrosu aktristlerinden Lâlezar Mustafayeva okudu. Onu ayakta alkışladılar. Doğrusu, o şiir, daha güzel okunamazdı. İnşad, tek kelimeyle mükemmeldi. Melike Abbasova, annelerle ilgili bir başka şiirimi kanatlandırdı. Sonra başka şiirlerim okundu.

Azerbaycan Milli Meclisi Milletvekillerinden ve eski bakanlarından değerli şair Sabir Rüstemhanlı söz aldı. Onun bir cümlesi, yüreğimden bir rüzgâr serinliğiyle geçti:

"Benim için Yavuz Bülent Bakiler, sadece bir şair değildir, o, aynı zamanda sözün ressamıdır da!" Bu iltifata bayıldım.

Prof. Kamil Veliyev, Büyükelçimiz Ecvet Kadri Tezcan, Şair Abbas Abdullah, Prof. Bahtiyar Vahapzade, Doç. Rıza Caferoğlu, hep mültefit cümlelerle konuştular. Eskiler, "Marifet, iltifata tabidir!" demişler. Prof. Kamil Veliyev, beni hep aydınlıklarda tutabilmek, güzelliklerde görebilmek için, konuşmasını, cömert ölçüler arasına yaydı: "...Yavuz Bülent, sadece 63 milyonluk Türkiye''nin şairi değildir. Onun yüreği, bütün Türk Dünyasının acılarıyla ve sevinçleriyle de yüklüdür. Bu bakımdan O, 220 milyonluk Türk Dünyasının da şairidir. Sözün ustalarındandır. Bize, bizim güzelliklerimizi anlatanlardandır" dedi.

Bakü''deki sanat ve edebiyat toplantısını, Azerbaycan Tiyatrocuları Bahtiyar Vahapzade''nin

çok önemli bir oyunuyla taçlandırdılar: "Özümüzü Kesen Kılıç" veya GÖKTÜRKLER. Bu tiyatro eserini, Türkiye Türkçesine ben aktarmıştım. Özümüzü Kesen Kılıç-Göktürkler 1998 yılında Kültür Bakanlığımızın yayınları arasında çıkmıştı. Azerbaycan''da edebiyata karşı ilgi çok büyük. Nitekim, Bakü''de, Milli Dram Tiyatrosu''nda hazırlanan o program, tam altı saat sürdü. Ve davetliler, sahneye hep eksilmeyen bir ilgiyle bakıp durdular.

23 Nisan günü, Bakü''den Gence''ye geçtik. Gence, Azerbaycan Cumhuriyeti''nin ilk başkenti. Gence''ye girerken yağmur çiseliyordu. Yağmur, yüreğime çiseliyordu. Büyük dedelerim, Ağdam toprağında yatıyordu. Ağdam, artık Ermeni işgali altındaydı.

Gence''deki program, tek kelimeyle muhteşem oldu. Gence Üniversitesinin bulunduğu caddeye girer girmez, arabamızı iki atlı karşıladı. Kalpaklı delikanlılar bize "Hoş geldiniz!" dediler. Üniversite kapısına geldiğimizde gördüm ki şehrin ilim adamları ve ileri gelenleri, orada hazır beklemektedirler. Üniversitenin bin kişilik salonuna geçmeden önce kurban kesildi. Salon tıklım tıklım doluydu. Ayakta kalanlar çoktu. Gence''de öyle canlı, öyle heyecanlı bir program başladı ki anlatmak mümkün değil. Rektör Prof. Dr. Esmet Mesheti, beni salondakilere "Azerbaycan soyundan, Azerbaycan boyundan, Azerbaycan sevdasından kopmayan bir şair ve yazar olarak..." tanıttı. Ve bana Gence Üniversitesi''nin fahri doktora ünvanını verdi. Prof. Memmed Taği, beni "Azerbaycan Ziyalılar Cemiyeti''nin Fahri Ziyalı Diplom''u ile şereflendirdi. Azerbaycan Türkçesinde ziyalı; "aydın-münevver" karşılığında bir kelime. Program şiir, musiki, raks ve konuşmalarla açılıp saçıldı.

Bir gün sonra Kazak ilinde bir başka toplantıya katıldım. Kazak halkının büyük alakası karşısında şaşırıp kaldım. Sonra İsmailli şehrine geçtik. İsmailli, tarifsiz güzelliklerle yüreğimi nakışladı. 26 Nisan Pazartesi günü Bakü''deydik. Bakü Asya Üniversitesi''nin düzenlediği bir toplantıda bana ve Prof. Sadık Tural''a bir fahri doktorluk payesi daha verildi. 28 Nisan''da Bakü televizyonunda 25 dakikalık bir konuşmam oldu. Sözlerimi bitirdiğim zaman, ekrana Türk Bayrağı düşürüldü ve hasret yüklü bir şarkı başladı:

"Çırpınırdın Kara Deniz, bakıp Türkün bayrağına

Ah diyerdin, hiç ölmezdim, düşebilsem ayağına!"