Hâdise, bugünkü gibi aklımda: Sivas''ta, Ziya Gökalp İlkokulunda okurken, öğretmenimiz bir tarih dersinde şöyle demişti: "-Çocuklar! Hain Padişah Vahdettin, vatanımızı beş çuval İngiliz altınına satmak istiyordu! Düşmanlar, çuval çuval altını, Vahdettin''in önüne dökünce, Padişahın gözleri, sevinçten parlamaya başladı! Fakat sevinci kursağında kaldı. Çünkü Atatürk, milletimizin imdadına yetişti de vatanımızın satılmasını önledi!" Öğretmenimize, samimiyetle inandık. Kendimizi esir pazarlarından kurtarılmış çocuklar gibi hissettik. Sevincimizden derin nefesler aldık. Benden on yıl sonra Sivas''ın Fevzi Paşa İlkokulunda okumaya başlayan kardeşim bir gün gururla karşıma dikildi: "-Biliyor musun ağabey dedi bugün Padişahlara öyle sövdük, öyle sövdük ki inanamazsın!" "-Neden sövdünüz bakayım?" "-Vahdettin denilen o hain Padişah, vatanımızı on çuval İngiliz altınına satmak istiyormuş ağabey!.." Aklında kalsın diye suratına bir tokat yapıştırdım.
"-Sakın bunlara inanma ve sakın kimseye sövme! dedim. Bu vatan Vahdettin''in babasının bostanı değildi ki on çuval İngiliz altınına satsın! Bize de Vahdettin''in, vatanımızı beş çuval İngiliz altınına satmak istediğini söylemişlerdi. Yalan bunlar! Yalan, yalan!" Dünyanın her yerinde, yeni iktidarlar, kendilerini halka sevdirmek için, eskiyi kötüleyerek işe başlarlar. Böyle bir davranışı, doğru bulanlar yanında bulmayanlar da var. Bizim siyasilerimiz ve idarecilerimiz, bu konuda kantarın topuzunu fazlaca kaçırmışlardır. İttihat ve Terakki Fırkası''na (partisine) göre, "İkinci Abdülhamid Han müstebid ve hain bir padişahtı! Tahttan indirilmesi lâzımdı! İttihatçılar 2. Abdülhamid Han''ı kırk türlü yalanla, hileyle, iftirayla tahttan indirdiler. Onlara, kahraman ve vatansever kişiler diye alkış tutuldu. Neticeyi biliyorsunuz: İttihatçılar on yıl içinde imparatorluğumuzu parçaladılar. Sonunda, Türkiye''den kaçıp gitmek mecburiyetinde kaldılar. CHP, "Hain padişahlar" zincirine Vahdettin''i de ekledi. CHP''ye göre: Abdülhamid Han da haindi; İttihatçılar da, Sultan Vahdettin de! 1950 yılında DP iktidar oldu. Bazı DP''lilere göre "CHP haindi." İsmet İnönü''nün postuna (derisine) saman doldurmak lazımdı". Bu iddialarını, meydanlarda haykıran DP''liler vardı. 1960 darbesini yapanlar, DP iktidarını vatana ihanetle suçladılar. Büyük vatanperver bir Başbakanımızı ve iki değerli bakanımızı dar ağacına anlatılmaz bir zevkle-şevkle çektiler. 1961 yılında yapılan milletvekili seçimlerinde, milletimiz DP''nin devamı olan AP ve YTP''ye sahip çıktı. İhanet suçlaması tekrar el değiştirdi ve "Vatan hainliği" yaftası, Menderes''i asanların boynuna geçirildi. 1961 Anayasasıyla, başlarını kaldıran Türkiyeli Marksistler, kendilerinden olmayan herkese: "Gerici-faşist-Amerikan emperyalizminin yerli işbirlikçisi-Vatan satıcısı..." diye yumruk sıktılar. Komünist olmayan partiler, teşekküller ve kişiler de, Türkiyeli komünistleri "birinci sınıf vatan haini" olarak lânetlediler. 27 yıllık CHP iktidarının bazı katı ve kaba siyasîleri, akıl almaz bir mantıkla, "vatan hainliği"ni sıfır derecelik bir kafayla tesbit etmişlerdi. Onlara göre: "CHP''li olmamak ve Atatürk''ün herhangi bir görüşüne katılmamak vatan hainliğiydi." 12 Eylül harekatının lider kadrosu, tamamen Atatürkçü düşüncelerle yola çıktıklarını ilân ettiler. 27 Mayıs darbesini yapanlar da, halkın karşısına aynı iddialarla dikilmişlerdi. Şu garabete bakın siz: 27 Mayıs darbecileri, bizzat Atatürk''ün hazırladığı 1924 Anayasası''nı yürürlükten kaldırmışlardı. O Anayasa''nın yerine 1961 Anayasası''nı koymuşlardı. 12 Eylül darbesini yapanlar ise 1961 Anayasası''nı rafa kaldırdılar. Kenan Evren Paşa''nın vatanseverliğinden ve büyük Atatürk sevgisinden kim şüphe edebilir? Şimdi de birtakım kişiler, Kenan Evren Paşa''yı "Atatürk''e ve Atatürk ilkelerine ihanetle" suçluyorlar. Bu yanlışlıklar komedisi, ilmi ve fazileti rehber edinmediğimiz müddetçe, perdelerini hiç kapamayacak. Doğru dil, doğru din, doğru tarih şuurundan kopanlar, ona hain, buna hain, şuna hain yaftasını yapıştıranlar, gençlerimizi Lenin gibi, Stalin, Mao, Guevara, Enver Hoca...gibi zalimlerin, kanlı kâtillerin arkasına itmişlerdir. Şimdi biz Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşunun 700. yıldönümünü kutluyoruz. Osmanlı bizim kökümüzdür, şanlı geçmişimizdir, şerefimizdir. Cumhuriyet ne kadar bizimse, Osmanlı da, Selçuklu da o kadar bizimdir. Cumhuriyeti övelim övdüğümüz kadar, sevelim sevdiğimiz kadar. Cumhuriyeti övmek ve sevmek için, Osmanlı''yı ve Selçuklu''yu reddetmek, onlara sövmek neden? 15.6.1927 tarihli Resmi Gazete''de yayımlanan 1057 sayılı kanun, size göre de hâlâ yürürlükte mi olmalı? Bu kanun, Osmanlı İmparatorluğunun 700. kuruluş yıldönümü kutlamalarıyla tam bir tezat teşkil etmiyor mu? Bu 1057 sayılı kanunda deniliyor ki: "İçinde Devlete mütehattim (lüzumlu-gerekli) bir vazife icra, yahut hükûmetin veya belediyelerin efrad (fertleri-kişileri) ile zarurî ve kanuni olan münasebetlerini temine tahsis edilen binalarla, âlelûmum mektep binalarında, vaktiyle Osmanlı saltanatını temsil için konulmuş olan, yahut vaziyetlerine göre halen temsile delâlet eden tuğra veya armalar ve bunlarla beraber olarak, sultanların medihlerini ihtiva eden kitabeler hakkında, ikinci madde hükmü tatbik olunur. Bu kabil tuğra ve arma ve kitabe bulunan hususî binalar, bunlar kaldırılmadıkça veya örtülmedikçe yukarıda zikrolunan faaliyetler ve münasebetlere tahsis olunamaz!" Hem Osmanlı''yı övmek-sevmek, Osmanlı eserleriyle süslü sergiler, müzeler açmak hem de Osmanlı tuğralarını, kitabelerini silmek, sıvamak, yasaklamak size de ters gelmiyor mu?

