Size yine Avusturya''dan bahsetmek istiyorum. Avusturya sekiz milyon nüfuslu bir ülke. Yüz ölçümü yaklaşık olarak 84.000 km2. Ülke topraklarının % 40''ı ormanlarla bereketli. Avusturya tamamen yeşil bir atlas altında. Nadasa bırakılmış tarlalar dışında, birkaç karışlık bir toprak parçası görmek mümkün değil. Yeşil, İngiltere gibi Avusturya''nın da en hâkim rengi.
Ülke yol dâvâsını çoktan halletmiş. Bütün şehirler, birbirlerine üç şeritli otobanlarla bağlı. Ülkenin Batı bölgesinde bazen 5.5 km.lik bazen 11 km.lik ferah tünellerden geçtim. Yıllarca önce, bu uzun tünellerden birinde zincirleme bir kaza olmuş. Dışardaki vasıtalar, tünelin ortasındaki faciadan ve ateş çemberinden haberdar olmadıkları için, süratle ölüme yaklaşmışlar. O büyük facia ilgilileri yeni tedbirler almaya zorlamış. Şimdi uzun tünellerin girişlerinde bir kaza esnasında otomatik olarak kapanan çelik kapılar var. Tünelde bir kaza olduğunda, kapılar derhal yolu kesiyor ve diğer vasıtaların içeri girmelerine engel oluyor. Tünelin içine yerleştirilen çeşitli kameralar, kazanın kaçıncı km.de olduğunu gösteriyor. Kaza mahalline yakın giriş-çıkış kapılarından yardım sağlanıyor. Avusturya devleti, vatandaşının sağlığına çok önem veriyor. Sadece vatandaşına mı? Hayvanlarına da binbir itina ile bakıyor. Uçsuz bucaksız mer''alarda yayılan geviş getiren küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar, dikkat çekecek kadar besili.. Avusturya köylüsü, estetik zevkler bakımından imrenilecek bir seviyede. Köy evleri, topraktan anlatılmaz bir bereketle fışkıran top top yükselen ağaçlar arasında. Hiçbir evin bahçe duvarı ve bahçe kapısı yok. İki katlı, dik çatılı köy evlerinin balkonlarından ve pencerelerinden renk-renk çiçekler sarkıyor. Çiçeksiz bir köy evi görmek imkansız gibi bir şey! Çiçekler de öyle nazarlık kabilinden birer-ikişer sap değil. Kucak-kucak öbek-öbek çiçekler.
Köy evleri, ya çok tatlı bir meyille yükselen dağların yamaçlarında veya avuç içi kadar toprak parçası görülmeyen yemyeşil bir arazi üzerinde. Binlerce hayvan, alabildiğine uzayan otlaklarda, kendilerine ayrılan bölgelerde otluyor. Lütfen dikkat buyurun; köylülerin ve şehirler arasında gidip gelen kimselerin göz zevki bozulmasın diye, kilometrelerce uzayan otlaklarda hiçbir bölünme yok. Uzaktan bakıldığında tertemiz, pırıl pırıl uzayan, kilometrelerce uzayan bir yeşil zemin görülüyor. Köylüler, hayvanlarının sayısına göre birkaç dönümlük bir yer ayırmışlar. O yerin dört köşesine, parmak kalınlığında, bir metre yüksekliğinde dört demir çubuk çakmışlar. Sonra o çubuklar arasına ince bir tel germişler. Tele zayıf bir elektrik vermişler. Telin yerden yüksekliği 50 santim kadar. Hayvanlar, kendilerine ayrılan alanın dışına çıkmak isteyince elektrik teline dokunuyorlar, cereyandan ürküp geri çekiliyorlar. Belirli bir zaman sonra da alışıp o bölgede kalıyorlar. Mükemmel bir sadelik ve güzellik göze çarpıyor. Yalnız burada dikkat edilecek bir nokta var: Otlaklarda yayılan koyunlar ve inekler, kat''iyyen tıkış tıkış değil. Kilometrelerce uzayan bir bölgede, hayvanlar adeta benek gibi görünüyorlar.
Avusturya devleti, hayvanların bir yılda 300 gün hep açıkta yatıp kalkmasını şart koşmuş. Koyunların, kuzuların, ineklerin bir yılda sadece 60 gün ahırda kalabileceğini hükme bağlamışlar. Çünkü veteriner hekimler, yaptıkları ilmi araştırmalarda görmüşler ki, bir hayvan bir yıl içinde, 60 günden fazla ahırda kaldığı takdirde huysuzlanıyor. Bundan dolayı etinde çeşitli hormonlar teşekkül ediyor. Hayvan kesildiğinde bu zararlı hormonlar insanlara geçip çeşitli hastalıklara sebebiyet veriyor. Avusturyalı veterinerler, kesilen hayvanların etlerini mutlaka muayene ediyorlar. Yaptıkları incelemelerde, eğer bir hayvan, 60 günden fazla ahırda kalmışsa, bunu anlıyor, etinin satışını yasaklıyor.
Avusturya ormanlarında bol miktarda geyik var. Geyiklerin yazın beslenmelerinde hiçbir zorluk yok. Bütün sıkıntı kış aylarında ortaya çıkıyor. Zemin, kalın bir kar tabakasıyla örtülünce, geyiklerin aç kalmaması için ahşap barakalar yapılmış. 8-10 m2 genişliğindeki bu barakalar yaylalara, mer''alara, dağ yamaçlarına yerleştirilmiş. Kış aylarında buralara geyikler için yeterli miktarda ot konuluyor. Büyük bir pencere genişliğindeki açık kapılardan, geyikler rahatlıkla giriyor, kendileri için konulan otlarla besleniyorlar...
Viyana''da ve diğer şehirlerde, kedi ve köpek besleme alışkanlığı çok fazla. Evinde dört kocaman köpek besleyen kimseler gördüm. Yaşlılar, yalnızlıklarını unutmak için köpeklerle veya kedilerle aynı odalarda yatıp kalkıyorlar! Yeni evliler ise, bir çocuğa bakmaktansa, bir köpek sahibi olmayı daha az zahmetli buluyorlar.
Viyana, bana göre çok güzel bir şehir: Evliya Çelebi, Bursa''dan: "Ruhaniyeti olan şehir" diye bahsediyor. Viyana da mimarî yapısıyla, şahsiyetli bir şehir. Viyana''nın iki caddesindeki tarihi ev sayısı, İstanbul''daki eski Türk evlerinin sayısından çok daha fazla!
Viyana, Roma gibi heykeller şehri. Bir askeri müze girişinde, 60''tan fazla büyük mermer heykeller gördüm. İnsanı şaşırtacak kadar güzel sanat eserleriydi. Viyana''da binden fazla heykel var. Eski evlerin, sarayların, resmî binaların, meydanların, parkların süsü, heykellerdir diyebilirim. Avusturyalı heykeltraşlar, başta Hz. İsa, havarileriyle ve Hz. Meryem olmak üzere, bütün krallarını, bütün büyük komutanlarını, masal ve destan kahramanlarını, önemli fikir-sanat ve ilim adamlarını çok zarif, çok seviyeli bir sanat gücüyle mermere, taşa ve tunca işlemişler. Milletler, kahramanlarıyla yaşarlar. Kahramanlarını çoğaltan, kahramanlarına sahip çıkan milletleri çok seviyorum.

