Bazı sosyologların en son ve en kısa millet tarifleri şöyle: "Millet, kültür birliğinden ibarettir" Bu tarif dolayısıyla karşımıza yeni bir soru çıkıyor: "Millet kültür birliğinden ibaretse, kültür nedir?" -"Kültür, tamamen insan eseridir ve hangi millet ele alınıyorsa, o milletin, konuşmuş olduğu dildir, dinî inancıdır, tarih şuurudur, gelenekleri ve görenekleridir, edebiyatı ve bütün güzel sanatlarıdır!" Bu son derece önemli konuyu, bir benzetmeyle şöyle açabiliriz: Bir ev yapmak için, nasıl önce bir arsa, sonra gerekli miktarda, kum, çimento, demir, tuğla, ahşap, cam, kiremit, su... lâzımsa bir topluluğun millet haline gelmesi için de maddî ve manevî kültür değerlerine ihtiyacı vardır. Peki, bir bina inşasında mimar veya müteahhit, bu malzemelerden sadece birini dikkate almazsa veya noksan koyarsa veya biraz daha fazla kazanmak hırsıyla (çimentodan, demirden, kumdan) çalarsa ne olur? Bina sağlam olmaz. En basit bir sarsıntıda yıkılır ve içinde oturanların ölümüne yolaçar. Milletlerin hayatı da, birliği beraberliği de, vatan bütünlüğü ve bağımsızlığı da, aynen bir binanın yapılması gibi.
Eğer bir milleti meydana getiren kültür değerlerinden biri yok olursa veya zayıflamaya başlarsa, o millet hayatında büyük sarsıntılar meydana gelir ve bu hal, zamanla bir çöküşe kadar uzayabilir. Ziya Gökalp''in Malta Konferansları''nı hatırlıyorum. Gökalp merhum, orada diyordu ki: "Tarih boyunca, üstün ve sağlam kültürler, daima tekniğe-medeniyete galip gelmişlerdir. Çünkü tekniğin, medeniyetin meydana getirdiği zevkler vardır. O zevkler yüzünden, millet hayatında bir gevşeme başlar. Rahata alışan-kavuşan insanlar, kolay kolay fedakârlıklarda bulunamazlar. Halbuki kültür, birleştirici, sevdirici, yaşatıcı, ayakta tutucu bir güçtür. Bu bakımdan kendi kültürlerine sımsıkı bağlı olan milletler, teknik alanda ilerleyen, rahata kavuşan, bu rahatlığın meydana getirdiği gevşemeyle gününü gün etmeye çalışan milletleri daima mağlup etmişlerdir. Tarih, bunun örnekleriyle doludur." Bunları neden anlatıyorum? Tarih şuuru, bir milletin hâfızasıdır. Yani, aklını-hâfızasını kaybeden bir insan ne ise, kendi tarih şuurundan uzak kalan, kendi tarihini okumayan-bilmeyen milletler de işte odur: Şaşkın, çaresiz, kararsız, korkak ve zavallı. Biz, kendi aydınlarının ihanetine uğramış bir milletiz. Ellerine birer diploma tutuşturduğumuz aydınlarımız (!) kendi tarihimizi yeteri kadar biliyorlar mı? Bilmiyorlar! Acaba Dışişleri teşkilatımızda çalışan veya Devletimizin üst kademelerine tırmanan yetkililerimizin % 95''i, şu Ermeni meselesinde, 16 sayfalık olsun bir tek fasikül okumuşlar mıdır? Okumuşlarsa, yıllardan beri devam eden bu korkunç suskunluk neden? Dünyada, acaba hangi savaş savunma ile kazanılmıştır? Savaşı kazanmanın tek yolu, taarruzdur. Ermenistan, Türkiye''ye karşı açıkça bir savaş açtı. Ermeni komitecileri, öyle yuvarlak cümlelerle değil, kesin, köşeli, sert cümlelerle bütün Dünya milletlerine resmen ve alenen bağırıyorlar: "Doğu ve Güneydoğu Anadolu, işgal edilmiş Ermeni topraklarıdır!" diyorlar. 1915 yılında 1.5 milyon Ermeniyi öldürdüğümüzü iddia ediyorlar. Yurt dışındaki Ermeni militanların, önce Büyükelçimizi, elçilik görevlilerimizi vurmaları, büyük Ermenistan hülyalarındandır. Sonra, Amerika''daki zengin Ermeni vakıflarının PKK ihanetini silah ve para yardımıyla desteklemeleri Büyük Ermenistan sevdasındandır. Koçaryan''ın 140 devlet başkanı önünde taarruza geçmesi ve ABD Temsilciler Meclisi Alt Komisyonu''na Ermeni tasarılarının getirilmesi Ermenistan''ın büyük devlet politkasındandır. Peki söyler misiniz bana bu kanlı-bu tutarsız taarruzlar karşısında, daha düne kadar biz ne yaptık? Sadece "kınamakla" yetindik: "Ermeni terörünü kınıyoruz!" "Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacaktır!" "Ermeni iddialarını tarihe, tarihçilere bırakalım!" dedik. Biz böyle zavallıca davrandıkça, Ermeni Taşnakları avuçlarını birbirine vurarak, ellerini göbeklerine bastırarak kahkahalarla gülüp eğlendiler. Sonunda kendi tasarılarını ABD T.M. Alt Komisyonu''ndan geçirdiler. İşte o zaman aklımız başımıza gelir gibi oldu. İşte o zaman gördük ki, bu tasarı üst komisyondan da geçerse, arkasından tazminat davaları ve Türkiye''den toprak isteme talepleri başlayacaktır. Atalarımız: "Bir musibet, bin nasihattan iyidir!" demişler. Bu bakımdan tasarının kabul edilmesi Türkiye açısından iyi oldu. Biz hep sustuğumuz, tarih şuurumuzdan koptuğumuz için, bütün Dünya milletlerine bir türlü anlatamadık ki: Aslen zeytun Ermenilerinden olan sonra Müslümanlığı kabul eden Halil Paşa''yı 1616-1619 yılları arasında Vezir-i Azamlık yani Başbakanlık koltuğumuza oturtuk. Ağabeyisini Rumeli Beylerbeyi yaptık. Agaton Efendi Bayındırlık, Posta ve Telgraf Nazırımızdı. 1879''da Sava Paşa Hariciye Nazırımızdı. Agop Paşa Maliye Nazırımızdı, Mavro Kortado, Orman, Hallaçyan Efendi Bayındırlık, 1912 yılında Gabriel Noradungyan Hariciye Nazırımızdı. Oskan Ef, Posta, Basarya Ef Bayındırlık Nazırımızdı. Ermenilerden 29 paşa, 22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos, 11 üniversite öğretim üyesi, 41 yüksek rütbeli memur yapan bir devlet, "sadık millet" dediği Ermenileri durup dururken, sebepsiz yere neden katletsin? 1915 yılında Doğu Anadolu''da, Ruslarla işbirliği yaparak 4. Ordumuzu arkadan vuranlar, Kürtleri ve Türkleri katledenler Ermeni komitacılarıydı. Ermeni tasarısının kabulünden sonra bu gerçekleri yeni yeni öğrenmeye, söylemeye ve karşı taarruza geçmeye başladık. Kim ne derse desin tasarının kabulü iyi oldu! İyi oldu! iyi oldu!

