Geçen
hafta Makedonya''daydım. Oradan Kosova bölgesine de geçtim. Gostivar, Ohri, Kalkandelen, Üsküp, Prizren, Priştine şehirlerini gezip gördüm. Bu arada Rabşişte Banitsa, Zuyne, Saray, Mamuşa gibi Türklerle meskûn köylerde kalıp soydaşlarımızla konuştum. Kısacası: Türkiye''ye çok zengin hatıralarla döndüm. Kısmet olursa, gördüklerimi-duyduklarımı yazabilirsem, ortaya Üsküp''ten Kosova''ya isimli kitabıma benzer yeni bir eser daha çıkabilir.
Bu geziyi Aydınlar Ocağı Genel Merkezi düzenledi. Genel Başkan Prof. Dr. Mustafa Erkal yanında: Dr. Nef''i Demirci, Mehmet Şadi Polat, Dr. Şahin Ceylanlı, Ramazan Kıkrık, Nuri Demiray gibi dostlarım da bu Rumeli gezisine renk kattılar.
25 yıl önce, bir saatlik bir uçak yolculuğundan sonra Belgrad Havaalanı''na inmiştim. Bu defa 14 saatlik, bir kara yolculuğuyla Gostivar''a ulaşabildik. Niyetimiz, İstanbul-Gostivar arasını, şöyle göz ucuyla olsun görebilmekti. Ah ne kadar yazık; bu uzun yolculuğun çok büyük bir bölümü, zifiri karanlıklar içinde geçti. Bulgaristan topraklarına girdiğimizde, etraf koyu bir örtü altındaydı. Bir ara, otobüsümüz, saksağanlar gibi zıplamaya başlayınca, gecenin kör karanlığına rağmen, anladım ki yollar çok kötü. Ve gördüm ki, Bulgar polisi, gecenin ilerlemiş saatlerinde bile, büyük bir dikkatle, titizlikle, aşkla ve şevkle vazifesinin başında! Bulgar polisi bize komşi diye hitab ediyor:
"-Komşi! Komşi! Komşi! Komşi sigara var mı? Komşi dolar ver! Komşi mark ver! Komşi bu kadar olmaz! Komşi biraz daha ver!"
Anladım ki Bulgar polisinin bize karşı büyük muhabbeti var. Bu sarsılmaz muhabbetin belirtileriyse şöyle:
Önce kalbura çevrilen yollarına adım atar atmaz Bulgarlar kişi başına 52 $ alıyorlar. Sonra, gümrük memurlarının komşilik hakkı geliyor. Bu, ummiyetle, bir karton Amerikan sigarasıdır. Bir karton Marlboro, Bulgaristan''da sekiz $! İlk gümrük kapısında durunca, otobüs şoförü, bir karton Amerikan sigarasını, herkese göstere göstere götürüp sevimli komşilarımızdan birine takdim ediyor. Arkasından pasaport ve bavul kontrolü başlıyor. Yola çıkabilmek için otobüs şoförünün bir başka komşi''ye, kırk mark uzatması lâzım. Komşi, hiç bu kadar bahşişle önünüzden çekilir mi? Hayır, çekilmez. Bu defa başka komşi polisler, Bulgar şehirlerinin girişinde ve çıkışında avcı kediler gibi sizi beklemeye başlarlar. Bir trafik polisi, gecenin zifiri karanlığında yol ortasına dikilip otobüsünüze "dur!" işareti yapınca, otobüs şoförü arka sıralarda uyuklayan muavinine bağırır:
-"Oğlum çabuk getir o sigara paketlerini!"
Muavin, 2-3 paket Marlboro sigarasını şoföre ulaştırır. Şoför de, bu yeni komşi hakkını, sol yanındaki pencereden Bulgar polisine uzatır ve hiç durmaksızın yoluna devam eder.
Komşi Bulgaristan''dan, Komşu Makedonya-Kosova topraklarına kadar bu hazin, bu utandırıcı hal, kat''iyyen değişmez. Arabanızı, otobüsünüzü, TIR''ınızı... keyfi olarak durduran komşi polisi, sizden 2-3 paket yabancı sigarası istemektedir. Şimdi siz de benim gibi diyeceksiniz ki vermeyin "verilmesin." "Vermeyin!" demek çok kolay. Gelin bir de yıllarca bu komşi topaklarına
girip çıkan şoförlerimize kulak verin:
"-Vermesek olmaz! Burada bu dağ başında, kışın soğuğunda, yazın sıcağında, bizi en azından üç saat bekletirler! Bir başka şehir girişinde üç saat daha! Beş saat daha!"
Bulgaristan''da bir profesörün aylık maaşı sadece ikiyüz dolardır. Bir gümrük memurunun veya bir trafik polisinin bir günlük kazancı ise en az üçyüz-dörtyüz dolar!
Eskiden sosyalist Bulgar polisi, ülkelerinden gelip-geçen herkesten: "Kadın çorabı-parfüm-sakız-rakı-viski vs." isterdi. Şimdi Amerikan sigarası, mark ve dolar devri başladı. Tam 75 yıl, kapitalist sisteme, sömürüye, haksız kazanca sövüp sayan Bulgar Marksistleri, devrimci ve ilerici rejimlerinden demek ancak bu kadar terbiye alabilmişlerdir.
Gostivar, Makedonya''da eski bir Türk şehri. Bugün de Gostivar''da 30.000 civarında Türk yaşıyor. Gostivar''a saat 07.30 sularında indik. Yanıma yaklaşan bir Türk şoförü, lâzım kelimesindeki uzun "lâ" hecesini kısaltabildiği kadar kısaltarak, cüceleştirerek sordu:
"-lazım taksi?"
Kendisine aynı teleffuzla ve devrik cümleyle cevap verdim:
"-Değil lazım taksi!"
Birkaç günden beri kendi kendime söylenip duruyorum:
"-lazım taksi?" "Değil lazım taksi! Gostivar''da, Gamın''da, kocaman harflerle "Burek" yazan bir pastahanede, sabah kahvaltısı yaparak birkaç "börek" yiyerek Ohri''ye doğru yola çıktık. Gostivar-Ohri arası 110 km. Yolumuzun sol tarafında Şar Dağları yükseliyor. Şar Dağları, bana göre Dünyanın en güzel dağlarının başında bulunuyor. Şar Dağları uçsuz-bucaksız bir yeşil cenneti içinde. Yerden öbek öbek fışkıran, yükselen çeşitli ağaçlar, toprağa vurulan bereket mühürleri gibi. Kayın, söğüt, köknar, çınar, çam, ceviz, ıhlamur ve fındık ağaçları arasından kırmızı kiremitli köy evleri görünüyor. Evler, bizim köy evleri gibi gelişigüzel yapılmış. Yani köylerin düzgün yolları, meydanları yok. Ama çatısız bir ev de yok; kerpiç bir ev de! Hemen her köyde, beyaz şamdanlar gibi yükselen minareler, uzaklardan sanki el ediyorlar. Şar Dağları''nın o tarifsiz güzelliği ve bereketi karşısında, Orta ve Doğu Anadolumuzun o çırılçıplak, o otsuz, çiçeksiz çimensiz, ağaçsız...çirkin dağlarını düşünerek derin bir hüzün duydum.

