Kaydet
a- | +A

Nâzım Hikmet, 3 Haziran 1963 tarihinde, Moskova''da, bir Sovyet vatandaşı olarak öldü. Bugün, O''nun mezarı başında bir anma toplantısı düzenlenecek. Bu toplantıya Türkiye''den de katılanlar olacak. Bazı televizyonlarımız naklen yayın yapacaklar. Mâlûm ağızlar, 68 kuşağının basın ve TV saksağanları, yine O''nu yere-göğe sığdıramayacaklar. Nâzım Hikmet balonu arkasından komünizmi güzel göstermeye çalışacaklar.

Nâzım Hikmet, Polonya asıllı bir komünist! Büyük dedesi Konstanty Borzecki, 1849 yılında Polonya''dan İstanbul''a sığınan bir Katolikti. Türkiye''de Müslüman olmuş. Mustafa Celaleddin ismini almıştı. Akıllı bir adam olan Mustafa Celâleddin, erkân-ı harp sınıfına girmiş, yüzbaşı rütbesiyle ordumuza katılmış, Paşalık rütbesine kadar yükselmişti. Nâzım Hikmet de, Polonya asıllı olduklarını dördüncü eşi Münever Hanım''a yazdığı bir şiirde şöyle anlatmıştı: "Sevgilim, dayı kızım, Memedimin anası/Dedelerimizden biri/1848 Polonya muhaciri./Belki o Varşovalı güzel kadına senin/İkizmiş gibi benzeyişin bundandır./Belki ben bu yüzden böyle uzun boyluyum./Yahut da bu Leh türküsü/İçimde derin, yarı aydınlık/Uyuyan bir suyu kımıldatıyor/Lehistan''dan gelmiş dedelerimizden biri./ Nâzım Hikmet Borzecki''nin yakın akrabaları, hâlen Polonya''da yaşıyorlar. 1921-1922 yıllarında, biz Milli Mücadelemizde ölüm-kalım savaşı verirken, Nâzım Hikmet Moskova''daydı ve kendi ifadesiyle orada: "Günde 24 saat Marks, 24 saat Engels, 24 saat Lenin okuyordu" Çok ateşli bir komünistti. Önceleri evliliği bir burjuva özentisi ve uzantısı olarak görüyor, ona şiddetle karşı çıkıyordu. Sonra nasıl olduysa, bu düşüncesinden vazgeçti. Ve tam altı ayrı evlilik yaptı. 1922 yılında Nüzhet Hanım''la, 1925 yılında Rus asıllı Lena ile, 1935''te Piraye Hanım''la evlendi. 1945 yılında dayısının kızı Münevver Hanımla beraber oldu. Bu evlilikten Memed isimli oğlu dünyaya geldi. Nâzım Hikmet, Rusya''ya kaçtıktan sonra önce Dr. Galina ile, sonra "Mavi kirpikli Vera" ile nikah masasına oturdu. İlk eşinin milliyetini bilmiyoruz. Piraye Hanım''la Münevver Hanım kendisi gibi Polonya asıllıdırlar. Lena, Galina, Vera ise Rus''tur! * Nâzım Hikmet kötünün kötüsü bir koca idi. Evliliklerini anlatmak bu sütunlara sığmaz. Şeyh Bedrettin Destanı''nda: "Biz, milletlerin ve mezheplerin kanunlarını iptal edeceğiz!" diyordu. Ve yine o destanda: "Yârin yanağından gayrı her şeyde, her yerde, hep beraber!" diyerek göğsünü yumrukluyordu. Yani 19-20 yaşlarındaki düşüncelerinden vazgeçiyor, "kadın, ortak mülkiyet konusu olmasın! Onun dışındaki her şeyde, her yerde hep bareber olalım, özel mülkiyeti ortadan kaldıralım!" diyerek haykırıyordu. Garabete bakın siz: Nâzım Hikmet, son evliliğinde, 58 yaşındaydı. Tekrar 19-20 yaşlarındaki gibi düşünüyordu. 28 yaşındaki "Mavi kirpikli-sarı saçlı Vera" bir başka kişiyle evliydi. Nazım, Vera''ya âşık oldu ve kocasından ayrılıp kendisiyle evlenmesini istedi. Nâzım''ın çok yakın arkadaşlarından Zekeriya Sertel''in yazdığına göre, Vera bir şartla boşanacağını Nazım''a söyledi: "Haftada iki defa da eski kocasının evine gitmesine engel olunmayacaktı." Nâzım, Vera''nın bu teklifini kabul etti. Vera''nın yanağını başkalarıyla da paylaştı. Bilerek ve isteyerek paylaştı. * Nazım Hikmet çok kötü, kötünün de kötüsü bir baba idi. Oğlu Memed için yazdığı şiirler, gerçekten yürek yakıcıdır. Ama Münevver Hanım, oğlu Memed''le birlikte Nâzım''ın ardından Polonya''ya kaçınca müthiş bir hüsranla sarsıldı. Nâzım, dayısının kızıyla, Memed''in anasıyla hiç ilgilenmedi. Onları Varşova''da kolsuz-kanatsız bırakıp Moskova''ya Galina''ya döndü. Sonra Vera''yla nikâh kıydı. Memed''le, Münevver Hanım hep Varşova''da kaldılar. * Nâzım Hikmet, yaradılış bakımından çok kötü bir insandı. Köle ruhlu bir korkaktı. Ruslar O''na katiyyen inanmamışlardı.

Cahil bir adam olan Laz İsmail''i ona tercih etmişlerdi. Nazım''ı çok sıkı bir polis takibi altına almışlardı. Nereye giderse gitsin, arkasına bir KGB ajanı takmışlardı. Hatta yine Zekeriya Sertel''in yazdığına göre, Nâzım Hikmet, bir defasında, kalp krizi geçirmiş, hastaneye yatmıştı. Moskova, Nazım''ın yanına bir de polis yatırmıştı. Nazım, kendi evinde bile gözaltındaydı. Ama bir güne bir gün Rus ağababalarına sitemde olsun bulunamamıştı: "Yahu! bu yaptığınız ayıptır! Beni neden takip ediyor; bana neden güvenmiyorsunuz?" diyememişti. Mükemmel bir komünistti. * Nâzım Hikmet, kötünün kötüsü bir vatandaştı. Tarih boyunca ırkımızın ve dinimizin ve vatan bütünlüğümüzün en amansız düşmanları olan Ruslar''a kaçıp sığınmış, onlarla bir olmuştu. * Nâzım Hikmet, yer yüzünün en iptidaî, en katı, en kaba, en emperyalist sistemlerinden biri olan komünizme kul-köle olmuş, çağımızın yüzyıl gerisinde kalmış anlı-şanlı bir gericiydi. Yedi yaşındaki bir Japon kızının ölümüne şiirler yazmış ama Ruslar''ın milyonlarca Türk''ü katletmelerine kayıtsız kalmıştı. Şimdi bizim yerli komünistlerimiz, O''nun mezarını Türkiye''ye getirmek istiyorlar. Evvel emirde bu, Nazım''a büyük hakarettir. Bizim komünistlerimiz insanın bir ot gibi çürüyüp gideceğine inanıyorlarsa bıraksınlar o ot, Moskova''da çürüsün. Türkiye''ye neden getirilsin? Yok, ruhun ve Allah''ın varlığına inanıyorlarsa Nâzım Hikmet''i sevdiği Moskova''dan, sevdiği insanlar arasından neden koparmak istiyorlar? Türkiye''de günde beş vakit okunan ezanların bile Nazım''ın ruhunu nasıl kavuracağını hiç düşünmüyorlar mı?