Bir hafta sonra yeniden sayılacağız. Herhalde 70 milyona yakın bir ülke olacağız. Anadolu, 100 milyonu da doyuracak bir topraktır; 150 milyonu da. Bu son nüfus sayımı dolayısıyle kafam bir aydan beri karışık. Kendi kendime konuşup duruyorum. İçimden diyorum ki: Evimize gelen vazifeli memurlar, bize, çeşitli sorular yöneltecekler. Yetkililer, bütün millete keşke şu soruyu da sorsalar: "Şark Mes''elesi nedir?" deseler. "Şark Meselesi hakkında ne biliyorsunuz? Ne düşünüyorsunuz?"
Ben milletimizin bu soruya nasıl cevap vereceğini çok iyi biliyorum. Ama devletimizi sevk ve idare edenlerin elinde, bir beyin fotoğrafımızın da bulunmasını istiyorum. "Bu çok mu önemli?" diyeceksiniz. Elbette çok, pek çok önemli! Halkımız Şark Meselesini bilir mi? Bilmez! Peki ya gençlerimiz? Televizyonlarımızdaki bazı yarışma programlarına hüzünle bakıyorum. Üniversite öğrencilerimiz: "Ordumuzda rütbe bakımından yüzbaşı mı daha öndedir binbaşı mı?" sorusunun cevabını veremiyorlar. "Ilgaz dağlarının nerede olduğunu" bilemiyorlar.
Kendi tarihini, kendi edebiyatını, dilini, dinini...bilmeyen diplomalılar kalabalığı, Türkiye''yi nasıl idare edebilir?
"Şark Meselesi"ni bütün siyasîlerimizin de bildiğine kani değilim." Bilenler elbette vardır. Bildiğiniz gibi Şark Meselesi: Hıristiyan Batı''nın, 1071 Malazgirt Zaferinden sonra üzerimizde uyguladığı siyasetin adıdır. Biz, Batının, Avrupa''nın, Şarkında, yani Doğusunda olduğumuz için, bizi yoketme, Anadolu topraklarından sürüp çıkarma plânlarına, savaşlarına, ittifaklarına..."Şark Meselesi" denilmiştir. Demek ki bir cümleyle anlatmak, açıklamak durumunda kaldığımızda diyebiliriz ki Şark Meselesi: Müslüman Türk''ün (bir tek kişi kalmamak kaydıyla) Anadolu topraklarından sökülüp Türkistan steplerine sürülmesi dâvâsıdır.
Birkaç yıl önce, İstanbul''da Fırat Kültür Merkezi''nde, görünüşleriyle, kılık-kıyafetleriyle seçkin bir davetli önünde Batı dünyasının Türkiye''yi nasıl bölüp parçalamak istediğini örnekleriyle anlatmaya çalıştım. Kürsüden indikten sonra, etrafımı 15-20 genç çevirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi''nin son sınıf öğrencileri olduklarını söyleyen gençler, beni dehşete düşüren itirazlarda bulundular:
"Efendim dediler. Konuşmanızı üzüntüyle dinledik. Çünkü siz büyük bir vehim içindesiniz Üstelik bu vehminizi bir de bizlere bulaştırıyorsunuz. Batı, bizi neden bölmek-parçalamak istesin? Batı bizi neden Türkistan topraklarına sürmeye çalışsın. Batı, kendi işinde gücündedir. Vehimlere kapılmayalım. Böyle konuşmalar yapmayın lütfen!"
Onlara yeniden anlattım ki, biz 1595 yılında 23 milyon 337 bin 600 km2''lik bir toprak parçası üzerinde yaşayan bir büyük devlet idik (Yılmaz Öztuna-Büyük Türkiye Tarihi Cilt: 4. sayfa: 488)
Bugün ise, 780.000 km2''lik bir vatan üzerindeyiz. Demek ki biz, 30 Türkiye büyüklüğünde toprak kaybettik. Nereye gitti o topraklar? Denizlere mi eledik? Havaya mı savurduk?
Biz İkinci Viyana Muhasarasında da hezimete uğrayınca Hıristiyan Batı taarruza geçti. Bizi önce Avrupa içlerinden Balkanlar''a sürüp çıkardı. Balkan savaşlarından sonra, bizi Anadolu''ya itekledi. Birinci Dünya Savaşı, aynı zamanda Devlet-i Aliyye''yi ortadan kaldırma, yok etme fırtınasıdır. Eğer biz, Mustafa Kemal Paşa başkanlığındaki Milli Mücadele''den başarıyla çıkmasaydık, bugün, 150-200.000 km2 üzerinde sıkışıp kalacaktık. Buradan da sökülüp atılmak üzere kıskaca alınacaktık.
Romen devlet adamlarından T.G. Djuvara 1914 yılında Paris''te çok önemli bir kitap yayınladı. İsmi: "Cent Projets de Partage de la Turqie" (Türkiye''nin parçalanması için yüz plân) T.G. Djuvara, Batı Dünyasının, 1291-1912 yılları arasında, Türkiye''yi parçalamak için, nasıl 100 plânla harekete geçtiğini Sorbon Üniversitesi''nde doktora tezi olarak ortaya koydu. Çalışması büyük bir takdirle kabul edildi. Djuvara''ya doktor ünvanı verildi.
Şu garabete bakınız: Hiçbir şey bilmeyenler, kafalarını kuma gömenler, bilenleri vehimle suçluyorlar. Yarınki Türkiye''yi bu kişilere mi teslim edeceğiz?
Ermeni mes''elesiyle ilgili arşivleri, tam 85 yıl sonra ele alacağımızı, açıklayacağımızı ilân ediyoruz. Bu gaflete bir isim koyamazsınız.
Peki Batı dünyası öyle de, Doğu âlemi nasıl? Pakistan dışında Türkiye''ye dost olan bir tek İslâm ülkesi gösterebilir misiniz?
Doğu ve Batı Dünyasının Türkiye siyasetini bilmeyenler felaketlerine ve felâketimize kefen biçenlerdir.
Geçenlerde, HADEP Kongresi''nde, İstiklâl Marşımızı söylemediler. Kadınlar zılgıt çektiler. Öcalan lehinde bağırıp çağırdılar, Kürt halkının en büyük düşmanlarından biri olan o kanlı katilin ablasının elini öpmek için sıraya girdiler! Biz, bin yıldan beri bu çok zavallı insanlara anlatamadık ki, onların namusları, şerefleri, haysiyetleri hürriyetleri Türk devletin ve ordusunun varlığına ve gücüne bağlıdır.
Batı dünyasının Kürtler''e iyi niyetle baktığına inananlar, dünyanın en ahmak insanlarıdırlar. Doğu ve Güneydoğu Anadolu üzerinde Ermenistan''ın, İsrail''in, Suriye''nin, Rusya''nın, büyük devlet politikâsını bilmeyenler, Öcalan''a alkış tutan solucan beyinlilerdir. Bindikleri dalı kesenlerdir. Şimdi Türkiye, Avrupa Birliği''ne girmek için can atıyor. Siyasilerimiz bize önce şu sorunun cevabını vermelidirler: Batı, Şark Mes''elesi''nden vaz mı geçti acaba? Tarih şuurundan yoksun, kendi kültüründen kopuk 70 milyon olmaktansa, okuyan, bilen, bütün değerlerine sahip çıkan, güçlü, caydırıcı, ileri, müreffeh 7 milyonluk bir ülke olmayı tercih edenlerdenim ben.

