Kaydet
a- | +A

Beyhan Cenkçi, Ankara Gazeteciler Ceimyeti Başkanı''ydı. Bir gün kendisine sormuştum: - Siz de, bir araştırma yaparak "Fransa''da Basın Rezaletleri" gibi bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz? İsmi de: "Türkiye''de Basın Rezaletleri" olabilir! demiştim. Gülmüştü: - "Türkiye''de Basın Rezaletleri" diye bir kitap yazmak için öyle uzun boylu araştırmaya gerek yok ki! demişti. "Bizde 5-6 gazete var ki, onların 3-4 günlük sayıları bile, sorduğunuz tarzda bir kitap yazmaya yeter de artar bile." Sağlık Bakanımıza yapılan hücumlar, bana merhum Beyhan Cenkçi''nin cevabını hatırlattı. Doğrusu, bu kadar haksız, bu kadar zalim, bu kadar seviyesiz basın rezaletlerine, 27 Mayıs 1960 hükümet darbesinin öncesinde ve sonrasında da şahit olmuştum. 1960 yılında, Demokrat Parti iktidarına karşı başlatılan o yalan, iftira ve itham kampanyasının satırbaşları bile aradan 39 yıl geçmesine rağmen beni dehşete düşürüyor. Neler yazılmış neler söylenilmişti ya Rabbim: "DP nümayiş yapan üniversite öğrencilerini öldürtüp, hayvan yemi haline getiriyor!" "Celal Bayar, bütün Harp Okulu öğrencilerinin katledilmesini istedi."

"Adnan Menderes, ben bu orduyu yedek subaylarla da idare ederim dedi." "Celal Bayar''ın bankalarda 103 milyon lirası olduğu anlaşıldı." (Bugünün parasıyla belki de birkaç trilyon lira...) "DP iktidarı, Kars''ı ve Ardahan''ı Ruslara satmak istiyordu vs. vs." Bu suçlamaların gerçekle kıl kadar ilgisi yoktu. Ama bu yalanlar, hem koca-koca adamlar tarafından söyleniyor, hem de "Basın Ahlak Yasası''na uyduklarını" ilan eden bazı gazeteler tarafından yazılıp çiziliyordu. Peki sonra ne oldu? Ordu, idareye el koymak mecburiyetinde kaldı. Yassıada Mahkemeleri kuruldu. Adnan Menderes gibi, çok çalışkan, çok değerli bir Başbakanımız asıldı. Fatin Rüştü Zorlu gibi çok yiğit ve vatansever bir Dışişleri Bakanımızla, Hasan Polatkan gibi mazlum bir Maliye Bakanımız darağacına çekildi. DP''ye rey veren milyonlarca insan: "Kuyruk!" diye, "Gerici!"diye suçlanmıştı. Basınımızın, 27 Mayıs 1960 tarihinden önce, DP ileri gelenleri aleyhinde yazdıklarından bir teki bile doğrulanmadı. Celal Bayar''ın değil 103 milyon lirası, bir milyon lirası bile çıkmadı. Üniversite öğrencilerinin öldürülerek tavuk yemi haline getirildiğini söyleyenler, aradan 39 yıl geçmiş olmasına rağmen ortaya bir tek isim koyamadılar(!) Koyamadılar ama utanmadılar da, susmadılar da! İşte o kafa, 17 Ağustos depreminden sonra, tekrar homurdanmaya başladı. Sağlık Bakanımız Osman Durmuş''a saldıranlar, hep o teneşir horozlarının vezniyle ötüyorlar. Ayan-beyan görülüyor ki maksatları, Sağlık Bakanımızın şahsında hem Türk milliyetçiliğini hırpalamak, hem de acılı, telaşlı, çileli vatandaşlarımızı devlete karşı öfkeli hale getirmektir. Bu bakımdan bütün eski tüfekler, yeniden seslerini yükselttiler. Bir bardak suda fırtınalar kopardılar. Ve gerçekten utanılacak gafletlerini, cehaletlerini, ihanetlerini büyük bir küstahlıkla ortaya koydular. Acaba aklı başında olan bir Türk kalemi, şu yılan ıslığına benzer cümlelerle ortaya çıkabilir mi. Şu cümleleri yazabilir mi?

"Yıllardan beri dinleye dinleye bıkıp usanmıştık. Bize hep: ''Türkün Türkten başka dostu yoktur'' demişlerdi. Son depremle beraber onların bu balonları da söndü. İşte görüyorsunuz yardımımıza Yunanlılar da koştu, Ruslar da Ermeniler de, Yahudiler de! Irkçıların çirkin yüzleri bir kere daha ortaya çıktı!" Doğrusu, bu kadar cehalet ve gaflet, ancak tahsil ile mümkün olabilir. Bu cümleler, hem azınlık ırkçılığının, hem de komünizm budalalığının cılk çıkan yumurtalarıdırlar. Veya Atatürk düşmanlarının bitmeyen hezeyanlarıdırlar. Bu zavallı kafalar, bir elma şekeriyle kandırılan çocuklara benziyorlar. Lütfen düşünür müsünüz biraz: Yunanistan bize 58 kişilik bir ekip gönderdi. Bu davranışa yüz defa teşekkür ederiz. Şimdi, dostluk için önemli olan şu: Acaba Yunan devleti Megalo İdea''sından, yani bütün Anadolu''yu yeniden Anatolia haline getirmekten vazgeçti mi geçmedi mi? Kara sularını 8 mile çıkaracak mı çıkarmayacak mı? Kıbrıs Türklerine yasama hakkı tanıyacak mı tanımayacak mı? Sadece 58 kişilik bir heyet göndermekle dostluk kurulamaz. İsrail, 343 kişilik bir kurtarma ekibiyle imdadımıza koştu. İsrail''e yüzlerce defa müteşekkiriz. Ama mutlaka öğrenmek istiyoruz: İsrail "Arz-ı mev''ud" dâvâsından koptu mu kopmadı mı? Yani İsrail: "Fırat''la Nil nehri arasındaki topraklar benimdir!" diyor mu, demiyor mu? İsrail bu büyük dâvâsını kendi bayrağına bile işlemiş. İsrail bayrağındaki o iki mavi şeritten üstteki Fırat nehrini, alttaki Nil nehrini ifade ediyor. İsrail devleti: "İşte biz, bu iki nehir arasına, Hz. Süleyman''ın mührü olan iç içe geçmiş bu iki üçgeni yeniden basacağız!" diyor mu demiyor mu? İsrail bizim Doğu ve Güneydoğu illerimizden vazgeçiyor mu, geçmiyor mu? Sadece 343 kişilik ekip göndermekle dostluk olmaz. Almanya, bize 83 kişilik bir ekiple 10 köpek gönderdi. İyi, hoş, güzel! Almanya''ya da bin teşekkür ederiz. Ama merak ediyoruz: Almanya, dün olduğu gibi, yine kendi topraklarında Kürt düşmanı olan o PKK artıklarını barındıracak mı, barındırmayacak mı? Ermenistan''ın kan yardımını da, ilaç yardımını da memnuniyetle kabul ederiz. Ama Ermenistan: "Doğu ve Güneydoğu Anadolu işgal edilmiş Ermeni topraklarıdır!" rüyasından uyanacak mı uyanmayacak mı? Dostluğun vazgeçilmez şartı bu! Suriye: 20 ton serum gönderdi. Eyvallah! Şükran! Tebarek! Acaba Suriye Hatay''dan Hakkari''ye kadar topraklarımızı kendi sınırları içinde gösteriyor mu, göstermiyor mu? İtalya, Rusya, İngiltere, Fransa, Hollanda için de çok ciddi şüphelerimiz ve sorularımız var. Türk milliyetçilerini yerli komünistlerimiz veya boyalı oğlanlarımız gibi gafil sananlar yanılacaklardır. Barış! Ah keşke! Önce şu komünistlerimiz milletimizle devletimizle kavgalı olmasa!