Kaydet
a- | +A

Milyonların yeni bir ümidi olarak Ulaştırma Bakanlığı''mızın başındasınız. Bu vesileyle, benim de sizden birkaç istirhamım olacak. Arz edeceğim konularda, milyonlarca kişinin de benim gibi düşündüğünü sanıyorum.

Bakanlığınızın hangi zorluklar, malî sıkıntılar içinde bulunduğunu elbette biliyorum. Hemen belirtmeliyim ki benim taleplerimin karşılanması paraya-pula bağlı değil. Yani siz, bizim Ulaştırma Bakanımız olarak, bir emir vermekle, öyle güzel bir hizmette bulunacaksınız ki, milyonlarca insanın gönlünde taht kuracaksınız.

Aziz Bakanım

Geçen yıl Singapur''a gitmiştim. Singapur, şimdiye kadar gördüğüm en temiz ülke. Singapur caddelerinde, sokaklarında bir sigara izmariti bile görmek mümkün değil. Singapur Belediyesi, sokaklarda sakız çiğnemeyi yasaklamış. Düşünülmüş ki; "sakız çiğneyen kişi de tükrük ifrazı fazlalaşır ve o kişi, kimsenin görmediği bir anda, yere tükürebilir." Tükürmek, elbette bir kabalığın, bir çirkinliğin, bir terbiyesizliğin ifadesi. Medenî bir insan yere tükürür mü hiç?

Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul sokaklarına tüküren densizlerin çirkinliklerini örtmek için, vakıf kurmuştu. Sırtında kum çuvalları olan kimseler, sokaklarda dolaşıyor, gördükleri iğrenç sümkürüklerin üzerini bir-iki avuç kumla örtüyorlardı.

Singapur''da, zabıta memurları sivil kıyafetlidirler. Polisler de öyle! Onlar, sokaklara, bir sigara izmariti, bir kağıt parçası, bir kestane kabuğu atan veya tüküren densizleri yakalar ve bizim paramızla doksan milyon lira ceza yazarlar. Bu bakımdan Singapur caddeleri, misafir odaları gibi tertemizdir. Her taraf, adeta bir çiçek cennetiyle pırıl pırıldır.

O Singapur temizliğini ömrümce unutamam. Hatırlarsınız: Sizinle, bir Almanya seyahatimiz olmuştu. Alman şehirlerinin temizliğine birlikte imrenmiştik. Peki ama bu neden böyle? İslâm, "Temizlik imandandır" kaidesini koymasına rağmen, bizim şehirlerimiz, bizim çevremiz Batı''dan neden farklı? İnsanlarımızı yeteri kadar eğitemediğimiz doğru. Galiba insanımızın eğitimsizliği-bilgisizliği yanında, idarecilerimizin adamsendeciliği de söz konusu.

Aziz Bakanım!

Ben, 35 yıldan beri Ankara-İstanbul arasını umumiyetle trenle gidip geliyorum. Her defasında, demiryolu bitişiğindeki müthiş çirkinlik dikkatimi çekiyor. Mesela: Haydarpaşa-Pendik arasında öylesine kirletilmiş alanlar vardır ki, manzara tek kelimeyle iğrençtir. Toprak, adeta mezbelelik halindedir. 70 yılın, belki de 100 yılın pisliği, demiryolu etrafında öğürtülerle uzayıp gitmektedir. Aklınıza zibil olarak gelen ne varsa, insanlarımız tarafından alınmış, getirilip demiryollarımızın sağına-soluna sanki özellikle atılmıştır. Her gün Ankara-İstanbul arasında binlerce yabancı, trenle seyahat etmektedir. Hiçbir Batı ülkesinde bizdeki çirkinlik, başıboşluk, zibillik kümeleri yoktur. Ben, bir Türk vatandaşı olarak bu manzaradan utanç duymaktayım. Şimdi siz, bir tek emirle, milletimizin yüzünü güldürebilirsiniz. Bizi bu asırlık mezbeleliklerden kurtarabilirsiniz. Lütfen emir buyurunuz. Demiryollarımızda çalışan 8-10 işçimiz veya müsdahdemimiz, yanlarına büyük torbalar alarak hat boyunu Haydarpaşa''dan itibaren temizlemeye koyulsunlar. Tren yolu bitişiğindeki bez yumaklarını, kağıt tomarlarını, kola şişelerini, teneke parçalarını, naylon torba atıklarını toplamaya başlasınlar. 8-10 kişi de aynı vazifeyle Pendik''ten Haydarpaşa''ya doğru yola çıksınlar. Görülecektir ki en çok bir hafta içinde Haydarpaşa-Gebze arası pırıl pırıl olacaktır. Biliyorum temizlikten uykuları kaçan bazı kimseler, ellerindeki-evlerindeki çerçöpü demiryolu çevresine hayvanî bir zevkle atmaya devam edeceklerdir. Ama ne yapalım ki başka da çaremiz de yoktur. Onlara doğruyu ve güzeli öğretene kadar bu hizmete devam mecburiyetiniz vardır.

Geçen gün, Banliyö treniyle Sirkeci''den Zeytinburnu''na kadar gittim. Bazı istasyonlarımızda, hatlarımızın 5-10 karış ötesinde gördüğüm, çirkinlikler, zibillikler... Afrika tamtamlarına bile yakışmayacak derecedeydi. Demiryollarımız çevresinde, bir mıntıka temizliğine emrinizi beklemekteyim.

İkinci istirhamım şudur:

Müşterek dostumuz Altan Deliorman anlatmıştı: "İnceleme yaptım demişti. Türkiye''de çıkan 100 dergiden 60 tanesinin ismi İngilizce-Fransızca-İtalyanca-Yunanca kelimelerden ibaret!"

Sevgili Bakanım! Bu dehşet verici bir aşağılık duygusunun neticesidir. Bu hastalığa, maalesef Türk Hava Yolları da yakalanmış durumda. Türk Hava Yolları''nın çıkarmış olduğu derginin ismi SKYLIFE! Bu kelimenin Türkçesini yazsak, mesela GÖKYÜZÜ diye bir dergi çıkarsak kıyamet mi kopar? Dergi içindeki yazılar Türkçe ve İngilizce olduğuna göre kapağa GÖKYÜZÜ ismi oturtulur bir köşesine de yabancılar için "Skylife" kelimesi konulabilir.

Uçaklardaki ikazlar da İngilizce''den çevrilme. Kulaklarını dilleriyle göstermeye çalışan hostesler: "Cep telefonları uçuş aletlerimizi olumsuz yönde etkilemektedir!" demektedirler. Bir Türk böyle mi konuşur? Neden "bozmaktadırlar" yerine "olumsuz yönde etkilemektedir" çarpıklığı? Türkçe katledilmemeli.

Sonra Türk uçaklarında, uçuş öncesinde ve sonrasında Türk mûsikîsinden, meselâ saz eserlerimizden çok zarif parçalar dinletilmeli. İnatla ve ısrarla Batı musikisinden örnekler sunmak milletimize ve musikimize ne kazandırır.

Bizi, Batı âlemi karşısında gülünç duruma düşüren bu yanlış uygulamalardan kurtarmanızı bekliyoruz. Sağlıkla, saadetle, devletle kalın aziz Bakanım!