Geçen hafta Şanlıurfa Valisi Şahabettin Harput Beyefendinin davetlisiydim. Bu, benim Urfa''ya belki de onuncu gidişim. Şehri her defasında daha mamur, daha büyük, daha canlı bulmak beni sevindiriyor. Urfa''yı ilk önce 1975 yılında görmüştüm. Şehrin galiba bir tek caddesi vardı. Eğri-büğrü uzayan daracık sokaklarından ve yüzlerce yıllık taş binalarından başka etrafta dikkat çekecek bir yer yoktu. Urfa, bir peygamberler şehri olarak sanki eski çağlardan kopmak istemiyordu. O tek başına kalan caddesinde ve bir-iki metre genişliğindeki taş sokaklarında, sıcaktan kulakları düşmüş eşeklerle işyerlerine gidip gelen Urfalılar az değildi. 1975 yılının Urfa''sı, daha çok bir ortaçağ şehrini hatırlatıyordu.
1999 yılının Şanlıurfa''sı, dünkü kabuğunu çoktan kıran bir şehir. Yeni caddeleriyle, büyük blok apartmanlarıyla, parkları, meydanları, canlı işyerleriyle bomboz toprağını renklendirmeye başlayan bir şehir! 25 yıl önceki Urfa''yla bugünkü Urfa''nın belki de tek ortak tarafı, şehrin etrafındaki çırılçıplak dağlardır. Urfa''ya her gidişimde o çıplak dağlara bakarak bir yanık türkü mırıldandığımı benden başka kimse bilmiyor:
"Urfa''nın etrafı dumanlı dağlar
İçerim yanıyor, anam, gözlerim ağlar!"
Memleketin çok bol yeşile, yüzyıllardan beri hasret kaldığını düşününce yanmamak, ağlamamak mümkün değil! Hele bir de yabancı ülkelerle mukayese imkânına sahipseniz, acınız daha da artıyor. Geçen ay Avusturya''daydım. Avusturya''nın Doğu ve Batı uçları arasında, 1.400 km.''lik bir seyahatim oldu. Yazmıştım; o 1.400 km''lik yol üzerinde nadasa bırakılmış bazı tarlalar dışında, iki karış uzunluğunda bir toprak parçası göremedim. Her taraf yeşil-yeşil, yeşildi. Ormansız bir tek Avusturya dağı yoktu. Bütün Avusturya dağları, ormanları kendilerine baş tâcı yapmışlardı. Peki ya Urfa dağları? Sadece Urfa dağları mı? Yurdumuzun ya diğer dağları? Urfa etrafında dumanlı dağlar yok. Çünkü Urfa dağları çırılçıplak. Bu çıplaklık, bir uçak penceresinden daha dehşetli görünüyor.
Vali Şahabettin Harput önce şehrin içine el atmış. Gayesi, Mekke''den ve Medine''den sonra, bu peygamberler şehri olan Urfa''yı, maddi ve manevi yapısıyla tertemiz, pırıl pırıl, yepyeni, çağdaş bir bölge merkezi haline getirmek. Yani orada, "kökü mâzide olan bir âti" kurmak!
Şahabettin Harput, genç, dinç, çalışkan, Türkiye''nin mes''elelerini çok iyi bilen bir vâli. Hep halkın içinde olan, halkla bütünleşen ve gerçekten de Urfalılar tarafından çok sevilen bir vâli. Onu tanıdıktan sonra samimiyetle inandım ki, Türkiye''nin daha pek çok Şahabattin Harput çapında idarecilere ihtiyacı var. Şimdi kendimize bir kere daha sormalıyız:
Türkiye''nin bütün sıkıntısı, iktisadi zorluklardan mı kaynaklanıyor? Yani Türkiye her yıl % 7 değil, % 77 nisbetinde kalkınsa, iç ve dış borçlarını sıfır noktasına indirse, fert başına düşen millî gelirini 6.000 dolardan 66.000 dolara yükseltse, ama kendi kültür köklerine uzak dursa, ayakta kalabilir mi? Sadece iktisadî zenginlikleriyle hangi devlet ayakta durabilmiş ki Türkiye''nin de yaşama şansı olsun?
Türkiye''nin bütün idarecileri, bilmelidirler ki vatanımızın selâmeti, hem iktisadî sıkıntılarımızın giderilmesine bağlıdır; hem de kültür varlıklarımızın yaşatılmasına! Bu, çok mu önemli? diyeceksiniz. Hem de milyon kere, milyar kere önemli.
Ziya Gökalp Bey''in Malta konferanslarından birinin konusu budur: "Tarih boyunca kendi kültürlerine sımsıkı bağlı olan milletler, teknikte, medeniyette yükselen, ama kendi kültür köklerinden uzaklaşan milletleri daima mağlup etmişlerdir. Yani sağlam kültürler, medeniyetle-teknikle gevşeyen, tembelleşen toplumları ortadan kaldırmışlardır!"
Peki öyleyse ne yapmalı? Bu topraklar üzerinde ebed-müddet hür yaşayabilmek için hem ilimde-teknikte, medeniyette ilerlemeli hem de kayıtsız şartsız kendi kültür dünyamıza sahip çıkmalıyız. Birini ötekisine feda etmemeliyiz. İşte Şanlıufra Valisi Şahabettin Harput bu çok önemli noktayı bilen ve onu gözardı etmeyen çok değerli bir idareci. O, bir yandan GAP gibi dünya çapında bir büyük projenin başında ve içinde çalışıyor. GAP, sadece Urfa''nın değil, Urfa''yla birlikte 9 Doğu ve Güneydoğu ilimizin de Türkiyemizin, hatta Orta Doğu İslâm ülkelerinin de yüzünü güldürecek, karnını doyuracak bir nimet ve bereket kapısı. Bu dev tesisin bütün bölümleriyle faaliyete geçebilmesi için daha 20 milyar dolarlık bir harcama yapmamız lazım.
Vali Şahabettin Harput, bir yandan GAP için bitmez-tükenmez bir gayret içinde. Yurt içinden ve yurt dışından davet edilen heyetlere GAP''ı anlatıyor. GAP''ı sevdiriyor. GAP''a omuz veriyor. Öte taraftan Urfa''ya davet ettiği ilim-fikir ve sanat adamlarına, tarihimiz, edebiyatımız, güzel sanatlarımız, kalkınma dâvâmız üzerine seviyeli konferanslar verdirtiyor. Urfa''nın kültür dünyasını canlı tutmaya çalışıyor. Urfa''nın okumuş-yazmış takımı, (Türkiye''nin pek çok şehrinde olduğu gibi) genç valimizin bu çok önemli çalışmalarına yeterli miktarda ilgi göstermiyor. Çünkü konuyu henüz kavrayamıyor. Ama halk, bu çalışmaları salonlardan dışarılara taşan bir ilgiyle takip ediyor.
Ben, geçen hafta, aziz valimizin hazırlattığı "Şiirimizde Vatan" gecesine davetliydim. Prof. Dr. Sadık Kemal Tural''ın şiir ve şair konusunda, bir şiir kadar nefis ve nefes kesen konuşmasını, bütün Türkiye''nin dinlemesini çok isterdim. Şair Nabi Salonu''nda, Urfalılar, Bekir Sıtkı Erdoğan''ı, Ayhan İnal''ı, Göktürk Mehmet Uytun''u dikkatle ve zevkle dinlediler. Toplantıya Altaylardan ve Türkmenistan''dan katılan iki soydaşımızı, Urfalılar yürekten alkışladılar.
Şanlıurfa Valimiz Şahabettin Harput''a ve kültür-sanat faaliyetlerine katılan bütün şehir halkına minnettarlığımızı ifade ederim.

