Geçen hafta Viyana''daydım. Viyana Avusturya''nın başşehri. Nüfusu 1 milyon 850 bin. Bütün Avusturya''da ise 7 milyon 800 bin kişi yaşıyor. Ülkedeki Türk sayısı 160.000 civarında. Kaçak Türklerle beraber bu sayının 200.000 olduğu iddia ediliyor. Viyana, Avrupa''nın en güzel şehirleri arasında. Şehir, geniş ve bereketli bir orman kuşağıyla mağrur. Toprak, yeşilin tonlarıyla açılıp saçılıyor. Diyebilirim ki Viyana çevresinde çıplak kalmış tek tepe bile yok. Ve ekilmemiş, sürülmemiş kendi haline bırakılmış bir karış kadar bir toprak parçası görmek mümkün değil. Ülkenin önemli bir bölümü orman. Avusturya''da ne ağaç kesen bir gâfil; ne de orman yakan bir hain var. Viyana, tarihî eserleriyle, büyük meydanlarıyla, mükemmel parklarıyla, temiz caddeleriyle ve şehri yer yer süsleyen çiçek alanlarıyla insanı ürperten bir güzelliğe sahip! Viyana''nın iki büyük caddesi üzerinde, bazen yüz yıllık, bazen 250-300 yıllık bir yüzle yükselen binalar, İstanbul''daki bütün tarihî eserlerin sayısı kadar. Şehirde iki-üç gökdelenden başka yüksek bina yok. Evler en çok 6-7 katlı. Viyana''da eski evleri yıkarak yerine betondan tabutlar dikmek hemen hemen imkânsız. Mülk sahipleri evlerinin ön ve arka cephelerini korumak şartıyla, ancak iç plânlarında değişiklik yapmak hakkına sahip. Viyana, bizim tarihimiz açısından da çok önemli. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, 1683 yılında Viyana önlerinde büyük bir hezimete uğrayınca, Batı Dünyası Şark Siyaseti''nde taarruza geçti. Biz savunmaya çekildik. Balkanlar''da milyonlarca Türk''ün katledilmesi ve Anadolu''ya sürülmesi Viyana bozgunundan sonra başladı. O büyük mağlubiyeti, Kahlenberg Tepesi üzerinden görür gibi oldum. Büyük hüznümü Viyana Tarih Müzesi daha da artırdı. Müzenin 1. katında, bizim esirlerimizden alınan tüfekler, kılıçlar, tuğlar mızraklar ve sancaklar var. Sonra bir duvar üzerinde padişah 4. Mehmet''le Vezir-i Azam Marzifonlu Kara Mustafa Paşa''nın resimleri asılı. Serdar-ı Ekrem Kara Mustafa Paşa, küçük bir çerçeve içinden, insana boynu bükük bakıyor. Ve sanki: -"Paşam ne yaptın?" diye soranlara fısıltıyla cevap veriyor: -"Viyana bozgununda bütün suçu neden bana yüklüyorsunuz? Elimden geleni yapmama rağmen, bir büyük ihanete uğradığımı, niçin dikkate almıyorsunuz? Kırım''dan 20.000 atlıyla Viyana muhasarasına katılan Murat Giray Han, eğer tutmakla korumakla vazifeli olduğu köprü başında, bize ihanet etmeseydi, düşmana sırtını çevirmeseydi bu mağlubiyet olur muydu? Murat Giray Han benlik davasına düştü. Biz de onun cehaletinin, gafletinin, kibrinin, ihanetinin kurbanıyız işte burda!" Ah o Viyana bozgununu bir de "Devlet-i Aliyye Teşrifatçıbaşısı Ahmet Ağa''nın Viyana Kuşatması Günlüğü" isimli o müthiş hatıratından okumak lâzım. Müthiş! Müthiş! Müthiş bir hatırat! 1683 yılında mağrur bir başla giremediğimiz Viyana''ya, üç asır kadar sonra ulaşabildik. Barışla ve başımız önümüzde olarak. Geçen hafta Viyana''ya, Osmanlı İmparatorluğu''nun kuruluşunun 700. yıldönümü dolayısıyle davetliydim. Orada: "Türkiye''nin Dünü-Bugünü-Yarını" konulu bir sohbetim oldu. Hayretle gördüm ki Avusturya''da yaşayan soydaşlarımız, tarihten ders almamışlar. Türkiye''deki bölünmeleri oraya da taşımışlar. Cemaatler, kendilerine ayrı câmiler açmışlar. Vatandaşlarımız çeşitli dernekler kurmuşlar. Birbirleriyle mücadeleye girmişler. ATİB, 1991 yılında kurulmuş. Viyana''daki Din İşleri Müşavirimiz Abdullah Ceylan gayretli-dikkatli-hoşgörülü biri. Avusturya''da Diyanet''e bağlı 55 câmimiz var.
Beni Viyana''ya Avusturya Türk Akademisyenler Derneği davet etti. Bu derneği, Mustafa Demirci, Nihat Koca, Gülsen Tormuş, Dilek Gençtürk, Recep Tormuş, Hakan Tonguç, Kutluk Kağan Sümer gibi üniversite öğrencileri kurmuş. Hepsi de aklı başında, Türkiye''ye sevdalı, millî değerlerimize bağlı, akıllı-uslu, pırıl pırıl gençler. Bu ATA-BİR''in, yani Avusturya Türk Akademisyenler Birliği''nin hazırladıkları toplantıya elçilik mensuplarımız, bile geldiler. Ama başka kuruluşlar adım atmadılar. Kendileri gelmedikleri gibi Murat Giray Han taassubuyla, gafletiyle, cehaletiyle hareket edip gelmek isteyenleri de engellediler. Beni 2.5 saat dikkatle dinleyenlere Türkiye''nin dününü, bugününü, yarınını anlattım. Avusturya''da bir de, bütün derneklerin üzerinde bir Çatı Derneği var. Dernek Başkanı Yavuz Kuşçu sohbetten sonra yanıma geldi. Mültefit birkaç cümleden sonra dedi ki: "-Anlattıklarınızdan şahsen çok istifade ettim! Meselelerimizi çok açık bir şekilde ortaya koydunuz. Çözüm yolları gösterdiniz. Sizi, bu yılın Eylül veya Ekim ayında Viyana''ya bir kere daha davet edeceğiz. Burada daha geniş kitlelerin sizi dinlemesini istiyoruz. Davetimizi kabul eder misiniz?" -"Gelirim!" dedim. Eylül veya Ekim ayında Viyana''ya bir kere daha gideceğim. Huzurla, gururla ve başım dik olarak gideceğim.

