Kaydet
a- | +A

Herhâlde en çok DEAŞ “mürted” dediği Diyanet hutbesiyle “kâfir” dediği bir iktidarla bu saldırının ilgisini kurmaya çalışanlara bozulmuştur!..

Diyanet’in yılbaşına karşı ilk cuma hutbesi de hemen ilk yılbaşından sonraki 1927 yılı Aralık’ında okundu. Diyanet İşleri Başkanlığı koltuğunda (1924’ten 1941’e kadar bu koltukta oturacaktır) Mustafa Kemal Atatürk’e çok yakın bir isim olan Rıfat Börekçi oturmaktaydı. Hutbe epey sertti:

“Memleketimizin çok nüfusa ihtiyacı vardır. Hâlbuki Avrupa''da karnaval, yılbaşı zamanlarında çok içki içildiği için, o sırada anne karnına düşen çocukların saralı, aptal, mecnun oldukları görülmektedir…”

1935 yılında çıkarılan kanunla Yılbaşı resmî tatil ilan edildi. Ama 1937’de yine aralık ayındaki Cuma hutbesinde yılbaşı kutlamaları, benzer cümlelerle eleştirildi.

İzleyen yıllarda da aralık ayının son cumalarında camilerde yılbaşı kutlamaları hutbelerin değişmez konusu hâline geldi.

Daha sonra CHP’den milletvekilliği ve bakanlık da yapacak Lütfi Doğan’ın Diyanet İşleri Başkanı olduğu 1973 Aralık cumasındaki hutbeyi hatırlayalım örneğin:

“Muhterem Müslümanlar! Yurdumuzdaki yılbaşı günlerinin manzarasına bakarsak, Hıristiyan misyonerliğinin oldukça başarılı sonuçlar aldıklarını da üzüntü ile görürüz. Bozkır Anadolu''muz bir ana şefkati ile dikilip büyütülecek çam fidanlarını beklerken, nedir o çam ağaçlarının katledilerek süslenip püslenmesi cinayetleri?.."

12 Eylül darbesinden sonraki Aralık 1980 Cuma Hutbesi;

“Muhterem Müslümanlar, henüz yılbaşı gelmeden bizde de hazırlıklar başlamıştır. Yılbaşını kutlamak için çeşitli programlar yapılmaktadır. Fakat unutulmamalıdır ki hiçbir Hristiyanın Kurban ve Ramazan Bayramını kutladığı görülmemiştir. Hangi yabancı ülke televizyonunda kandil günlerimizden bahsedilmiş, mübarek gün ve gecelerimiz anlatılmıştır. Öteden beri düşmanı oldukları inancımıza hakaretler yağdırmaktan başka bir şey düşünmeyen Hıristiyan âlemine özenmek ve onlar gibi olmaya çalışmak çok üzücü ve düşündürücüdür...”

Aralık 1981:

“Muhterem Müslümanlar, tahrif edilmiş Hristiyanlığın mensuplarını, kendi örf ve âdetleriyle baş başa bırakıp, kendi inançlarımıza sahip çıkalım...”

Ve AK Parti iktidar yıllarındaki yılbaşı hutbelerinden birkaç örnek. Yılbaşı hutbelerindeki üslup yumuşamaya devam ediyor. Yılbaşını yılın muhasebesiyle geçirmek gerektiğiyle ilgili vurgular artıyor. 

2011 Cuma Hutbesi:

“İster hicrî, ister milâdî olsun, Kur’an-ı kerimde de ifade edildiği gibi; (Allah katında ayların sayısı on ikidir.) Birkaç hafta evvel hicrî 1433 yılına girdik; inşallah Pazar günü de milâdî 2012 yılına gireceğiz. Aslında bu, süresinin ne kadar olduğunu bilemediğimiz ömrümüzden koca bir yılın eksildiği, başka bir ifade ile ölüm gerçeğine bir yıl daha yaklaştığımız anlamına gelmektedir. Tam bu noktada, geçirilen 365 günün ardından bir muhasebe yapılması gerekirken, yeni bir yıla kavuşmanın sevinç ve heyecanıyla sırf ötekine özenerek ve öykünerek daha ilk geceden zamanı öldürmek ne kadar da düşündürücüdür…”

Ve son olarak 30 Aralık 2016 günü Diyanet camilerinde okunan “Ömür nimeti” başlıklı hutbede yılbaşı kutlamalarıyla ilgili bölüm:

“Aziz Kardeşlerim! Her yılın sonu, yeni bir yılın başlangıcıdır aslında. Öyleyse bu yeni başlangıcı vesile kılarak hadiste dile getirilen soruları kendimize yeniden soralım. Unutmayalım ki; ömür sermayesinden geçen bir yılın sonunda kendini ve yaratılış gayesini unutarak, değerlerimizle örtüşmeyen, insan hayatına katkısı olmayan gayrimeşru tutum ve davranışlar sergilemek bir mümine asla yakışmaz. Yeni bir yılın ilk saatlerinin başka kültürlere, başka dünyalara ait yılbaşı eğlenceleriyle israfa dönüştürülmesi ne kadar da düşündürücüdür. Sevap-günah, hayır-şer konularında muhasebe yapılması gereken saatlerin, emek harcamadan zengin olmak arzusuyla kumar, piyango gibi şans oyunlarıyla heba edilmesi ne kadar da üzücüdür…”

1927’den 2016’ya neredeyse her yıl aralık ayının son cumasında bahsedilmiş yılbaşı kutlamalarından açıkça görüldüğü gibi üslup epey sert bir dilden mutedil ve tavsiye eden bir dile doğru evrilmiş.

Bunca yıl boyunca çok daha ağır sözlerle cuma hutbelerinde yılbaşı kutlamaları konu olmuşken yapılmamış saldırıların, ‘ortaya çıkmamış saldırı ortamının’, ‘teröre zemin hazırlamamış atmosferin’ 2016 yılında bir din adamının  kendi müminlerine tavsiyelerde bulunduğu bir hutbeyle oluştuğunu iddia edip, ortada tek bir delil yokken Reina’daki katliamının arkasına uydurulan sosyolojik bagaja Diyanet hutbesini de atmak için epey insafsız olmak gerekir...

Hele katliamı sabaha karşı kınarken, bazı dindar kesimlerden eleştiri alabilecek şu cümleyi kurabilmiş bir Diyanet İşleri Başkanı’na yapılması ayrıca bir insafsızlıktır: “Bu, insanlık dışı katliamın bir pazarda ve bir mabette yapılmasıyla eğlence yerinde yapılmasının herhangi bir farkı yoktur…” 

Zaten katliam, bırakın Diyanet camisine cumaya gitmeyi, Diyanet’i ve Diyanet İşleri Başkanı’nı 2015’te kendi dergilerinde yedi sayfa ayırıp “mürted” ilan etmiş DEAŞ tarafından, üstelik hükümetin DEAŞ’la savaşına bir tepki olarak üstlenildikten sonra bütün bu sosyolojik analizler bir anda çöp oluverdi. Geriye, iki gün boyunca sebepsiz yere üretilmiş yeni düşmanlıklar kaldı.

Ve herhâlde en çok DEAŞ “mürted” dediği Diyanet hutbesiyle, “kâfir” dediği bir iktidarla bu saldırının ilgisini kurmaya çalışanlara bozulmuştur.